Blog Listem

24 Temmuz 2018 Salı

TARİHİ HOŞÇAKAL LOKANTASI

Şermin Yaşar sosyal medya sayesinde tanıdığım bir yazar.
İnstagram sayfasını takip ediyorken eşini kaydettiğini öğrendim.

Eşinin ani gidişi ile ilgili öyle duygu dolu paylaşımlar yapmış ki hem çok etkilendim hem çok üzüldüm.

Kitaplarını araştırdım sonra ve TARİHİ HOŞÇAKALLOKANTASI'nı  gördüm.
Hemen edinip okumaya başladım .

İçinde birbirinden bağımsız öyküler olan bu kitabı çok
sevdim.

Kısa öykü okumayı seviyorsanız ve henüz Şermin Yaşar kitapları ile tanışmadıysanız "Tarihi Hoşçakal Lokantası" güzel bircbaskangıç olabilir . 


9 Temmuz 2018 Pazartesi

HAZİRAN KİTAPLARIM...






Epeydir yazamıyorum bloglarıma . Sanırım bu yazamama durumu benim gibi çoğu bloggerda var.

Yine de yazmaya başlayınca anlıyorum ki;  blog sayfalarımın yeri ayrı.

Temmuzun ortasına gelmeden haziran kitaplarımı paylaşmak istedim.

Üç kitap sığdı hazirana .

Benim için düşük bir performans ama hiç okumamaktan da iyidir .

YAKUPYAN  APARTMANI : Çok keyif alarak okuduğum bir kitap oldu. Yazar aslında diş hekimi.
Hayatının bir döneminde YAKUPYAN APARTMANI'NDA  yaşıyor.
Oradaki izlenimlerini Mısır'ın siyasi yapısını da geri plana alarak esprili bir dille anlatmış. Çok ama çok beğendim  mutlaka okunmalı .

***
UNUTURSUN : İclal Aydın ' ı Televizyonda yıllar önce yaptığı Hayat Güzeldir programı ile tanımıştım. Severim kişiliğini. İlk okuduğum kitabı oldu . Aslında bir devam kitabı Unutursun.
Bir Cihan Kafes adlı romanının devamı.
Tabii ben her zaman  olduğu gibi devam kitaplarında bir "Özlem klasiği " gerçekleştirip sondan başa doğru okuma yaptım.

Romanı sevdim ve gayet başarılı buldum.
Romanlarının devamı gelsin.

***
YOLUN SONUNDAKİ EV : Beni derinden etkileyen bir dönem romanı oldu.

Oya Baydar okumayı seviyorum .

Epey zamandır siyasi görüş ile edebiyatı birbirinden ayırmaya özen gösteriyorum; yani kalemini sevdiğim bir yazarın siyasi görüşüne çok takılı kalmıyorum.

Yolun Sonundaki Ev'i tarih için de ileri ve geri gidişlerle  kurgulayarak  yazmış yazar .

Hoş bir teknik olmuş .

Tom Anne, amcanın hazin öyküsü, ikizler, ikizlerden birinin şairle olan aşkı, Feride, öldü sanılan Emre,  abla Canset, Umut ve Andi ile Yolun Sonundaki Ev
uzun süre aklımdan çıkmayacak .


2 Nisan 2018 Pazartesi

KRİTİMU

Kendimi bildim bileli mübadele öyküleri hep ilgimi çekmiştir.

Nedeni damarlarımda anne tarafından dolaşan Girit kanı mı yoksa insanların yaşadıkları coğrafyadan




koparılması kadar hüzün veren bir duygunun olmadığına inanıyor olmam mı bilmiyorum.

Kritimu Giritim Benim, çok uzun süredir kitaplığımda olan bir ilk roman.
Yazar Sâba Altınsay kendi babaannesi ve dedesinin hikayesinden yola çıkarak yazmış bu güzel romanı

Girit Türkleri Girit Adası'nın Osmanlı'dan çıkacağına uzun bir süre inanamamışlar; bu onlara imkansız gibi gelmiş çünkü Girit Akdeniz'in Kıbrıs'tan sonra en büyük adası ve Osmanlı 'nın Girit'ten vazgeçmesi kendinden vazgeçmek gibi bir duyguymuş.

Gel zaman git zaman bir zamanlar dostluk içinde yaşadıkları Rum komşuları ile ne zaman düşman olmuşlar, ne zaman Osmanlı'nın  çoktan vazgeçtiği bu toprakları terk etmek zorunda kalmışlar kendileri bile anlamamış.

Romanda beni etkileyen yerlerden biri de okuma yazma öğrenmeyi çok isteyen Fatma'nın okumayı öğrendikten sonra gerçeklerin farkına varması ile duyduğu acı oldu. 

Benim okumaya geç kaldığım bu güzel romanı eğer halen okumadı iseniz mutlaka okuyun. 

Olmaz; olamaz dediklerimizin bir anda nasıl oluverdiğine tanıklık edeceksiniz.

Dilerim hiç kimse vatan topraklarını terk etmek zorunda kalmasın.


25 Mart 2018 Pazar

ÖLÜMCÜL YUMURTALAR



Bulgakov benim ne yazık ki yeni fark ettiğim bir yazar .

Onu İş Bankası Kültür Yayınları'ndan çıkan "Genç Bir Doktor'un Anıları " adlı kitabıyla tanıdım.

Yazar 1910 yılında Kiev  Üniversitesi Tıp  Fakültesi'ni bitirmiş anılar da muhtemelen kendi anıları.

Bu kitabı bitirdikten sonra  Ölümcül Yumurtalar ilgimi çekti .
Çünkü bu kısa roman da  Sovyetler Birliği 'nde bile yıllarca yasaklanmış. 
Belki de yazarı geç tanıma nedenlerimden biri de budur .

Ölümcül Yumurtalar , dahi   profesör Persikov 'n "kızıl ışın " keşfi üzerine kurulu.

Profesör Persikov aslında yüzü şeftaliye benzeyen komik suratlı bir adam.
Adının türetildiği "persik" sözcüğü de şeftali anlamına geliyor.

O dönemlerde tavuklara bulaşan ciddi bir salgın hastalık var ve  son çare olarak profesörün kızıl ışın buluşu kullanılmak isteniyor. ama evdeki hesap çarşıya uymuyor ve olaylar beklenmedik bir şekilde gelişiyor  .

Roman aslında Stalin iktidarına edebi anlamda bir başkaldırı ve eleştiri .

Sistemle ince ince dalga geçilmesi, okuru çoğu yerde  gülümsetiyor.

Bulgakov ' la tanışmak isteyen okurlar bu kitabı da okuma listelerine eklemeliler.

Sırada yazarın "Usta ile Margarita" ve
"Köpek Kalbi "adlı romanları var.
Bakalım onlara ne zaman sıra gelecek ?


8 Mart 2018 Perşembe

AŞIKLAR DELİDİR YA DA YAZI TURA

Ayfer Tunç ne yazsa okumaya hazır olan ben, dört yıl aradan sonra yazarın yeni romanının çıkacağını öğrendiğimde hemen internetten ön siparişimi verip beklemeye başladım.

Gelin görün ki yeni roman yanında sipariş verdiğim bir iki kitabın tedariki uzun sürdüğünden ön sipariş vermeme rağmen kitap elime neredeyse iki haftalık bekleme süreci ile geçti; kitaplar elime geçince zaman kaybetmeden okumaya başladım ve daha ilk sayfalardan romana vuruldum.

İlk sayfalarda böyle bir cümle yakaladı beni.

'' Bir tutkuya ihtiyacım vardı, yarattım. Ama tutku acıya götürüyor insanı ya da acıyı insana getiriyor. İnsanın acısı mı tutkusundan doğuyor; tutkusu mu acısından bilmiyorum. ''

Roman iki bölümden oluşuyor ve yaşananları iki kişinin ağzından okuyoruz.
Yazı ve Tura .
Annesinin yakanladığı çaresiz hastalığa,  taşıdığı genlerinden ötürü yakalanan ve sonu mutlak ölümle bitecek olan Umut'un hikayesini romanın Yazı bölümünde okuyoruz.

Tura bölümünde ise Umut'un sevgilisi Sanem 'in anlattıklarını okuyoruz.
Ben romanı çok beğendim.
Ayfer Tunç 'u dört yıl beklememize değdi diye düşünüyorum. 
2018 'in mutlaka okunması gereken romanlarından biri olmuş .
Yazarın kalemine sağlık ...

22 Şubat 2018 Perşembe

UÇAN TABUT



" Dünyada anlam arayışının sonu gelmez.
Hiçbir şeyin anlamı olmak zorunda değildir ve herşeyin bir anlamı vardır .
Bu, neredeyse zıt iki önermenin aynı anda doğru olabileceği zemine ise, "dünya "denir.
Bence öyledir. "

Sosyal medya olmasaydı bu kitaptan belki de hiç haberim olmayacaktı.

Kitap biter bitmez yazarın başka kitapları var mı diye araştırdım; meğer bir  ilk kitapmış.

Yeni yazarlar tanımayı ve onların ilk kitaplarını okumayı seviyorum. 
Uçan Tabut da öyle.
Adı insanı tedirgin etse de konu güzel. 

Bora'nın sevgilisi Selin'e yazdığı ilk ve son mektubu ile başlıyor kitap.  Çünkü Bora bu mektubu yazdıktan sonra hayatına son veriyor ve Bora 'nın cenazesi Newyork 'dan Türkiye'ye yola çıkıyor.

Kitap kesinlikle karamsar bir intihar romanı değil.

İlerleyen sayfalarda Bora 'nın hayatına bir biçimde girmiş insanların öykülerini okuyoruz.
144 sayfalık bir kısa romana  altı kişinin hayat öyküsünü ustaca sığdırmyı başarmış yazar.

Sözün özü; iyi ki okudum. Merak edenlere tavsiye ederim.
Şimdi sırada okunmayı bekleyen yeni kitaplar var .


28 Ocak 2018 Pazar

SEVGİLİ



İnci Aral seksenli yılların sonlarında tanıdığım ve kalemini her daim sevdiğim yazarlardandır.

Ağda Zamanı ve  Kıran Resimleri kitaplarında anlattığı öyküleriyle dikkatimi çekmişti ilk önce. 

Ağda Zamanı kadının toplumdaki yerini sorgularken,  Kıran Resimleri Kahramanmaraş Olayları'nı anlatan öyküleriyle Kitaplığımın baş köşesine oturmuştu o dönemler.

Ardından doksanlı yıllarda benim için  unutulmaz  romanı Ölü Erkek Kuşlar ile yeniden girdi hayatıma ve bir daha da hiç çıkmadı .

Sevgili, yazarın son romanı.

Ünlü oyuncu Yavuz Günay ve eşi Nilüfer 'in müthiş aşkını anlatıyor.

Nilüfer çok zengin bir ailenin  kolejli kızı .

Yolu bir gün sinema oyuncusu Yavuz Günay ile kesişiyor ve aralarında müthiş bir aşk doğuyor.
Bu öyle bir aşk ki; Nilüfer ailesini hiç düşünmeden  karşısına alarak,   Yavuz Günay'la  evlenip bambaşka bir hayatın kapısından içeri giriyor.

****
Roman, kurgusunu
Yılmaz Güney - Fatoş Güney'in hikayesinden ve büyük aşklarından alıyor.

Fikrimi söylemem gerekirse romanı çok beğendim.
İnci Aral her zamanki güçlü kalemi ile yazmış.
Kitabı okurken  Yılmaz Güney hakkında çok fazla şey bilmediğimi fark ettim.  Arada kitabı bırakıp internetten aklıma takılanları araştırdım.
Biz altmışlı yılların sonlarına doğru doğanlar bazı konularda  biraz eksik kaldık galiba.  Aynı duyguyu yazarın Kıran Resimleri 'ni okuduğum zaman da hissetmiştim.  Hatta Sevgili 'nin üzerine Kıran Resimleri 'ni de bir kere daha okumak istedim.
Sevgili'yi okumadı iseniz hele benim gibi çirkin  kralın yaşadıklarına tanıklık etmedi iseniz okuyun derim. 
Çünkü hem sıradan olmayan bir aşk hikayesine tanık olacak, hem de  bir dönem romanı
okuyacaksınız...