Blog Listem

1 Aralık 2011 Perşembe

GİZLİ ANLARIN YOLCUSU

Ayşe Kulin okumaktan her zaman keyif aldığım yazarlardan biridir.

Her yeni romanını merakla bekler ve alır okurum.
Bu onu tanımama neden olan Adı Aylin'den beri böyledir.

Hal böyleyken Gizli Anların Yolcusu'nu da hemen edindim tabii.

 Kitap tanıtımlarını çok da sevmez oldum bu aralar.

Her gazete veya dergiye röportaj vermek, her yerde kitabı anlatmak biraz okura haksızlık oluyor bence.

 Kitabı okurken, konusu hakkında hiç bir şey bilmemeliyim, okudukça içine girmeliyim.

Öyle bir hale dönüştü ki bu tanıtım halleri, kitabı edinene kadar, konunun yarısı hakkında bilgi sahibi oluyoruz. Bu tıpkı, izlemekte olduğum filmin sonunun anlatılması
gibi bir duygu ki; bundan hoşlanmıyorum.

Fazla tanıtım, kitabı itici kılabiliyor.

Gizli Anların Yolcusu'nda tam da bu duyguyu yaşadım.
Konuyu, röportajlardan, tanıtımlardan bildiğim için fazla merak uyandırmadı; keşke bilmeseydim, keşke okurken şaşırsaydım.

Peki kitap güzel mi? Güzel... Ayşe Kulin'in kaleminden çıkmış çünkü. Konuyu bilseniz de, acaba ne olacak duygusuyla okuyorsunuz.

Her zaman yaptığımı yapıp, kitabın konusunu bir de burada anlatmayacağım.
Ayşe Kulin sevenler zaten çoktan okumuştur bile.

Bu yazıyı yazma nedenim; popülerlik uğruna tanıtımında aşırıya kaçılan kitapların okurda ters tepkiye uğrayabileceğidir.

Çünkü iyi kitap zaten okuruyla buluşmayı bilir !!!

13 Kasım 2011 Pazar

MİNO'NUN SİYAH GÜLÜ



60'lı yıllar, 80'li yıllar; yaşanan acılar; idam ateşinin masum insanların arasına düşmesi,

Ardından 2000'li yıllar,

Geçmişle hesaplaşma,

Geçmişle gelecek arasında kurulan köprüler,

Geçmişle gelecek arasında yıkılan köprüler,

Resim yapmayı kendini ifade etme biçimine dönüştüren asi duruşlu hala Münevver.

Yıllarca sesini dinlediğim, yazar olduğunu yeni öğrendiğim; bütün kitaplarını okuma isteği duyduğum yazar ...

Mino'nun Siyah Gülü.

Bana 2011 yılı içinde " iyi ki okuyorum" dedirten, bitmesini istemediğim roman ...

5 Kasım 2011 Cumartesi

RUHLAR EVİ

Yıllar önceydi, 1997 olmalı. Sürekli alışveriş yaptığım kitap evinde, okumak için kendime kitap ararken, raflar arasında buldum Ruhlar Evi' ni.
Isabel Allende adını ilk kez duyuyordum; kitabın sayfalarını karıştırmaya başladım.
İlk sayfasında Neruda'nın kısacık ama anlamlı şiiri gözüme çarptı :
" İNSAN DEDİĞİN KAÇ ZAMAN YAŞAR SONUNDA
BİN GÜN MÜDÜR YAŞADIĞI TEK GÜN MÜ YOKSA?
BİR HAFTACIK MI? YÜZLERCE YIL MI?
KAÇ ZAMAN SÜRER KİŞİNİN ÖLMESİ ?
YA SONSUZLUK ONUN ANLAMI NE? "
ve kitabın  ilk cümlesi :
" Barrabas bize denizden geldi, diye yazdı Clara adındaki çocuk, o güzel çıtkırıldım yazısıyla. Daha o yaştan önemli konuları defterine yazmak huyundaydı.

Böylece tanıştım Ruhlar Evi adlı olağan üstü romanla ve Isabel Allende adlı olağanüstü yazarın kalemiyle.

O gün bu gündür, bütün kitaplarını soluksuz okuyorum Isabel Allende'nin.

Herkese  tavsiye ediyorum.
Tavsiyemi bir kere de bu sayfadan tekrarlamak istedim ...

NOT : Kitap  ilk baslısından bu yana 7 baskı yapmış. İlk kitabım verdiğim yerlerden geri gelmediği için, sırf kitaplığımda bulunsun diye bir kere daha aldım ...

30 Ekim 2011 Pazar

BEHZAT Ç., SON HAFRİYAT

 
Tam da film yeni vizyona girmişti ve dizinin sezon bölümlerinin başlaması bekleniyordu;
 nefesler tutulmuştu.

Geçen gün her zaman alış veriş yaptığım kitapçım Emrah Serbes'in Son Hafriyat ve Her Temas İz Bırakır adlı kitaplarını elime tutuşturdu. Önce Her Temas İz Bırakır' ı okumamı önerdi.

Emrah Serbes yeni kuşak yazarlarımızdan,  onu Erken Kaybedenler  adlı kitabıyla tanımıştım. Behzat Ç. ise dizi olarak eşim ve oğlumun vaz geçemediği diziler arasında yer almıştı geçen sezon.
Bu durumda filmi izlemeden önce kitapları okumam gerektiğni düşündüm. Kitapçımın önerisine uymayarak Son Hafriyat'a başladım.
Bir kitaba başlar başlamaz eğer hiç aralıksız 30 sayfa okumuş olmam, kitabı beğendiğimin en önemli göstergesidir.
Son Hafriyat'ı elime alır almaz 62 sayfa okumuşum. Özellikle Red Kit'in hikayesi çok çarptı beni.
Filmi izleyenlerin önerisi ne olacak bilmiyorum ama, bu haftaki planlarımın içinde önce kitabı bitirmek, ardından filmi izlemek var.
Film kitap gibiyse eğer; pişman olmayacağım gibi görünüyor. En azından şimdilik ...

23 Ekim 2011 Pazar

KATALİN SOKAĞI

Hiç Macar Edebiyatı okumadım ben.

Şimdilerde Katalin Sokağı var elimde. Ne zamandır okumak istiyordum.

Öyle bir dönemde okuyorum ki; hepimizin yüreği dağlanmış, acıya nasıl katlanacağımızı bilemiyoruz. Yürekler yandıktan sonra, bilsek de boş zaten.

Katalin Sokağı İkinci  Dünya Savaşı'nın bir sokakta yaşayan ailelerin yaşamını nasıl alt üst ettiğini anlatıyor. Magda Szabo adlı yazara ait.
Bu kitabı okurken diğer yandan yazarın hayatını ve diğer kitaplarını da araştırıyorum.

Magda Szabo Macaristan'ın önde gelen yazarlarından biriymiş, 2007 yılında, 90 yaşındayken ölmüş. Kapı adlı romanı da çok ünlü ve önemliymiş.

Kitabı okurken savaşın acımasızlığını her satırda duymak mümkün.
Henüz bitmedi kitabım, şu an okurken dönüp dolaşıp düşündüğüm tek şey ise; her tarihte, her koşulda savaşın acımasızlığı  ve insanalrın yaşamından umudu alıp götürdüğü, yerine çaresizliği getirdiği ...

9 Ekim 2011 Pazar

KİRPİNİN ZARAFETİ



Biliyorum; ben bu kitabı okuyana kadar büyük bir çoğunluk okuyup bitirdi bile...

Ben böyleyim işte. Bir kitabı çıkar çıkmaz koşa koşa satın alır, sonra okumak için beklerim.

Kitapların okunma dönemleri vardır benim için.

Bazı kitaplar yazın okunmalıdır, bazı kitaplar kara kış gecelerinde uyumadan önce, bazı kitaplar dışarıda yağan yağmura eşlik ederek okunmalıdır.

Kirpinin Zarafeti'ni yazın satın almıştım. Bir alışveriş merkezinde kızının sinemadan çıkışını beklerken kitap okuyan bir kadının elinde görmüş, hatta uzunca bir süre kitabın adını öğrenmeye çalışmıştım. Kadının, okurken sürekli kitabın altını çizmesi dikkatimi çekmişti.

Sonra araya başka kitaplar girdi. - Bu başka kitaplar- kısmını okuma tutkunu arkadaşlarım anlayacaklardır, hiç bitmez çünkü  !!!

Sıra bu hafta sonu Kirpinin Zarafeti'ne geldi. İyi ki de geldi. Elimden bırakamadım.
Hikaye çok özel, usta bir kalemin elinden çıktığı belli. Konuyu fazla anlatmayı sevmiyorum, zaten çoktan pek çok okur tarafından okundu bu kitap.

Kirpinin Zarafeti'ni okuyan veya okumayı düşünenlere bir önerim olacak.
Yazarın yeni kitabı Gurmenin Son Yemeği de piyasada. Aslında bu kitap Fransa'da Kirpinin Zarafeti'nden önce yayınlanmış, bizde biraz ters olmuş galiba.


Gurmenin son yemeği'ni henüz okumadım, içimden bir ses yeni kitabın da şahane olduğunu söylüyor.

Keyifli okumalar hepimize; okuma tutkumuz hiç bitmesin ...

6 Eylül 2011 Salı

GÜNLERİN GETİRDİĞİ

Okumaya doyamadğınız yazarlar var mıdır?

Benim çoktur okumaya doyamadığım yazarlarım.

Isabel Allende bunların başında gelir.


Onunla tanışmam doksanlı yılların ortalarında Ruhlar Evi' yle başladı ve halen devam ediyor.

Şimdi elimde Günlerin Getirdiği adlı yeni romanı var.

Kitabı okudukça yazarın deyimiyle yazarın " klanım" adını verdiği ailesine kendimi yakın hissediyorum; kitap bitsin istemiyorum.

Sırada yazarın "Paula" adlı romanı var. Paula da çok eski bir roman, özellikle neden o dönemde okumadığımı anlatmak isterim.
Paula' da  yazar evlat acısını sonuna kadar yaşayan bir kimlikle okurun karşısına çıkyor. İlk basıldığı yıllarda bu yüzden cesaretim yoktu okumaya, şimdi mutlaka okumam gerektiğini düşünüyorum.

Bir de merak ediyorum; benim gibi Isabel Allende seven kimler var acaba?