Blog Listem
27 Mayıs 2013 Pazartesi
SON OYUN
Yıllar önce okuduğum " KILIÇ YARASI GİBİ " tadı damağımda kalmış bir Ahmet Altan romanıdır ve fakat kitabın devamı olan " İSYAN GÜNLERİNDE AŞK" ın izi çok fazla kalmamıştır üzerimde.
Yazarın yeni romanı SON OYUN ise, elime aldığım ilk andan itibaren okuttu kendini. Kitaba başlamadan önce kitap hakkındaki eleştirileri okudum. Tıpkı DÜĞÜMLERE ÜFLEYEN KADINLAR gibi; okur ikiye bölünmüüş durumda. Bir kısım okur kitabı market kitabı olarak görüyor; bestseller tadında olduğu gürüşünde; bir kısım okur kitabı ciddi anlamda beğenmiş.
Bence güzel bir roman olmuş SON OYUN.
Bir yazarın, yeni romanını yazmak için gittiği kasabada yaşadıklarını; aşk ile harmanlayarak sunuyor okura.
Kitap bittikten sonra izi kalır mı kalmaz mı bilmem ama şu anda keyif alarak ve merak ederek okuyorum; en önemli olan da bu değil mi?
Diyeceğim o ki; Ahmet Altan romanlarını özleyen okurlara Son Oyun iyi gelecek ...
13 Mayıs 2013 Pazartesi
RUHİ MÜCERRET
Kitap raflarında değişik kapağını gördüğümde ilgimi çekti Ruhi Mücerret.
Hepimizin evinin konuğu olmuş; siyah beyaz televizyonun karlı ekranı vardı kapakta. Kapağı hareket ettirdikçe önce Orhan Baba'nın görüntüsü, sonra da Amerikan filmlerinden bir sahne beliriyordu ekranda.
Almalıydım bu kitabı. Çok şey vardı kitabın anlatacağı.
Beklentilerim 70'li yıllarla ilgili bir kitap olmasıydı.
İtiraf etmeliyim Ruhi Mücerret beklentilerimin çok üzerine çıkan bir roman oldu. Murat Menteş'i zaten severim; daha da çok sevdim.
Son dönemde yaşadığım olumsuzlukların üzerine çok iyi geldi bu kitap. Keyifle okudum.
Kitaptan sevdiğim cümleler :
" Geçmişte yaşanan her şey kısa sürmüş demektir ."
" Uzadıkça kısalan şey nedir? Ölümdür. "
" Merhamet, cömertlik, muhabbet, çalışkanlık, tevazu, sadakat ve
cesaret. Bunlaın hepsi karşılıksızdır. İnsanı mebbet tesellisizliğe mahkum eder. Zehirler. Ve tabii ki öldürür.
" Dünyayı değiştirme kapasitesine sahip kişiler, genellikle hayatta kalma konusunda beceriksizdirler".
" Hayat, satrancın aksine, şah mattan sonra da devam eder."
Romanın kurgusunu, konusunu hiç anlatmıyorum. Ruhi Mücerret, anlatılacak değil; okunacak bir kitap çünkü.
Roman karakterleri içinde en çok 100 yaşındaki İstiklal Gazisi Ruhi Mücerret'i sevdim ben. Murat Menteş okurları bu kitabı kaçırmasınlar derim. Henüz yazarı tanımayanlar için Ruhi Mücerret şahane bir başlangıç olabilir.
24 Nisan 2013 Çarşamba
DÜĞÜMLERE ÜFLEYEN KADINLAR
Sizde de oluyor mu?
Bazen elime hiç kitap alamıyorum.
Daha doğrusu bir kitaba hevesle başlıyorum ama içine giremiyorum.
Böyle olunca da okumak gelmiyor içimden.
Daha önce de diğer blogumda yazmıştım, bu yıl çok hareketli geldi bana, azıcık da üzücü olaylar yaşadım ondan olmalı diye düşünüyorum...
Bu kitap okuyamama karışıklığı arasında blogdan tanıdığım ama çoktan dost haneme geçirdiğim sevgili arkadaşım Nur 'un yasaminkiyisinda.blogspot.comhttp/ , Düğümlere Üfleyen Kadınlar'ı hediye etmesi beni çok mutlu etti.
Epeydir bu kitabı okumak istiyordum. Okumak isteme nedenlerimin başında kitap hakkında hem olumlu hem olumsuz görüşlere sahip arkadaşlarım geldi.
Kitap konusunda rafine zevkleri olan bu arkadaşlarımdan bazıları Düğümlere Üfleyen Kadınlar'ın son dönemde okudukları en iyi kitaplardan biri olduğunu söylerken; bir diğer arkadaş grubum kitabı hiç beğenmediklerini söylediler. Bu çelişki benim için şaşırtıcıydı.
İtiraf etmem gerekirse yazarın daha önceki Kitabı Muz Sesleri'ni yarısında bırakmış ve hiç keyif alamamıştım.
Düğümlere Üfleyen Kadınlar konusunda da biraz ön yargılıydım.
Nur'un güzel armağanından sonra kitaba başladım. Şimdilik iyi gidiyor.
Yazar farklı yazım teknikleri geliştirmiş.Öncelikle bu hoşuma gitti.
Roman bize çok yakın coğrafyalarda geçiyor. Bu da ilgi çekici.
İlk bakışta dört kadını anlatıyor.
Arka kapak " Bir kadın ya da bir ülke nasıl sevilir gerçekten " diye sorarken; ilk sayfalarda okuru " Hakikati anlat ama bükerek anlat " cümlesi karşılıyor. Böylece akıyor sayfalar.
Kitap hakkındaki görüşüm mü? O da bir sonraki yazımın konusu olsun.
çünkü, bir kitap bitmeden kesin görüşümü blog sayfamda paylaşmama sözü verdim kendime :)
28 Mart 2013 Perşembe
KARIŞIK KASET
Hani bazen çok lezzetli bir yemek ya da tatlı yersiniz, tadı damağınızda kalır ve bir süre ağzınızın tadı bozulmasın diye bir şey yemek istemezsiniz ya
" Karışık Kaset " bende böyle bir duygu uyandırdı.
90'lı yıllardan başlayarak 2000'li yıllara uzanan hoş ve naif bir aşk hikayesini anlatıyor roman.
Romanın ana karakteri Ulaş'ın ağzından dinliyoruz yaşadıklarını.
Roman okuru, 30'lu, 40'lı hatta 50'li yaşlarını yaşayan herkesin hayatından geçmiş ve çoktan tarihe karışmış " kaset " le buluşturuyor. Ulaş'ın ergenlik dönemi, yirmili ve otuzlu yaşlarına tanık oluyoruz elbette.
Sayfaları çevirirken; o dönemlerde ne çok karışık kaset doldurduğumu hatırladım.
Hayatının bir döneminden Melih Kibar, Çiğdem Talu imzalı Erol Evgin şarkıları, Sezen Aksu, Mazhar Fuat Özkan, Nilüfer, Candan Erçetin, Barış Manço, Erkin koray, Cem Karaca şarkıları geçmiş olanlar; AşkınNur Yengi'nin ilk albümü "Sevgiliye" yi halen müzik dolaplarında saklayanlara İrem'le Ulaş'ın hikayesini okumak iyi gelecek ...
14 Mart 2013 Perşembe
GIRNATACI
Yeni, kitaplar okumayı seviyorum ve yeni yazarlar tanımayı da.
Gırnatacı bunlardan biri. Yazarının doktor oluşu ve ilk roman oluşu bende merak uyandırdı.
Kitabı okumaya başlayınca da sayfalar su gibi akıp gitti.
Kitap Turgenyev'in şu cümlesiyle başlıyor : " Bundan sonrasını ancak bir müzik parçası anlatabilir ... "
Gerçekten de bir müzik parçasını severek dinlemek gibi okutuyor kendini.
Konusunu anlatmayayım. 1800'lü yılların sonunda İstanbul'dan Chicago'ya uzanan; içinde bolca müzik, aşk, tutku, dostluk barındıran bir roman Gırnatacı.
Bir de din, dil, mezhep farkının, insan kadar değerli, önemli olmadığını fark ediyorsunuz okurken...
Okuduktan sonra, iyi ki okudum diyebileceğiniz bir roman...
28 Şubat 2013 Perşembe
KLASİKLER VE ANNA KARENİNA'NIN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ
Anna ile tanışmam çocukluğuma rastlar.
1970'li yılların ortaları. Televizyon yavaş yavaş evlerimizin en önemli köşesinde yerini almış.
İlkokuldayım. Bir sürü dizi var izlenecek. Hepsi Amerikan dizileri ama.
En çok tatlı Cadı'yı seviyorum ben. Ne tatlı bir cadı o Sementha. Minik kalkık burnu ile neler neler yapıyor, gözümü siyah beyaz ekrandan ayıramıyorum !!!
Annem ve babam da başka bir dizi için aynı durumdalar.
Dizinin ana kahramanı bir kadın.
Kadın aşağılık, namussuz terbiyesiz !!!
Çünkü kocasını aldatmış. Aldatmak ne bilmiyorum ki çocuğum daha. Kadının adı Anna Karenina.
O ve çevresindeki bütün kadınlar süslü. Kabarık elbiseler giyiyorlar. anladığım sadece bu o zamanlar.
Ben Tatlı Cadı'yı izlemek istiyorum. Bu diziyi sevmiyorum.
Yıllar geçiyor. Genç kızlığımda klasiklere başlıyorum. İlk elime aldığım kitap Madam Bovary. Berbat bir çevirisi var; zorla okuyorum.
Sonra Aşk ve Gurur ile tanışıyorum.
Bir solukta kitap bitiyor.
Ardından Uğultulu Tepeler Geliyor. O da aynı hızla bitiyor.
Bir arkadaşım Anna Karenina'yı da okumalısın çok güzel diyor.
Tolstoy'la ve Rus Edebiyatı ile böyle tanışıyorum.
Nedense Anna Karenina'yı okumayı erteliyorum.
Dostoyevski'ye sarıyorum; hemen hemen bütün kitaplarını hatmediyorum Ecinniler hariç. Yıllar geçiyor; Anna Karenina hep bekliyor.
Yıllar sonra Anna Karenina'yı İletişim Yayınları'ndan tekrar satın alıyorum. Bu arada klasiklerde çevirinin öneminin farkına varmışım. Fakat o kadar okunacak kitap var ki Anna'ya yine sıra gelmiyor. İki yıl kitaplığımda bekliyor kitap.
Bana göre kış kitabı Anna Karenina ve ben bu kış ocak ve şubat ayımı Anna'nın dramını okuyarak geçiriyorum.
Konu bildik, hikaye aynı ama şimdiki gözlerimle Anna haklı. Baştan sona haklı. Çünkü bir kadının hayatta en çok ihtiyaç duyacağı şey sevgidir bence. Sevgiden yoksun kadın mutsuz kadındır.
Romanı Tolstoy'un akıcı uslubu sayesinde okuyorum. Anna'nın dramına tanıklık etmek üzüyor beni ve roman sonunda bitiyor.
Romandan geriye kalan çok şey var. Kırklı yaşlarımla Anna Karenina'yı okurken, romanda önemli olan bir karakter keşfediyorum. Levin. Bence romanın ana karakteri Levin. Levin'in düşünceleri, duyguları çarpıyor beni.
Anna Karenina bitince lisedeki edebiyat öğretmenimin sözleri geliyor aklıma; "Klasikler insan hayatında üç dönemde okunmalı. Gençlik, orta yaş ve yaşlılık dönemlerinde " derdi.
Şimdi ben bir romanı üç farklı dönemde okuyacak kadar sabırlı görmüyorum kendimi; fakat en azından geçmişte okumadığım klasikleri, şimdilerde okuyabilirim. Çünkü insanın yirmili yaşlarının gözleriyle; kırklı yaşlarının gözlerinin gördüğü çok farklı ve bunu ancak yıllar geçtikçe anlayabiliyoruz.
10 Şubat 2013 Pazar
MART MENEKŞELERİ
Kapağına bayıldım önce; bir de içindeki püsküllü ayracına.
Ben böyleyimdir işte. Kitap kapağı, tasarımı çok önemlidir gözümde.
Ocak ayında, doğum günümde kendime hediye aldım Mart Menekşeleri'ni.
Menekşe sevdiğim çiçeklerden biridir.
Baharı hatırlatır bana ve her bahar menekşelerim açar evimdeki saksılarımın içinde.
"Mart Menekşeleri" bir ihanet öyküsü aslında. Belki de ihanet sonrasında kadının kendini bulma hikayesi. Bu kendini bulmada roman kahramanı Emily'nin tatil için gittiği adada 1943 yılına ait bir günlüğü tesadüfen bulması önem taşıyor. Böylece okur roman içinde gizemli bir yaşam öyküsü okuma fırsatı da buluyor.
Bilmediğim yayın evlerinin bilmediğim kitapların okumakta tereddüt etmişimdir. Mart Menekşeleri bu tereddütümü gideren bir kitap oldu. Hızlı ve akıcı çevirisi ile ve konusu ile hemen okuttu kendini. Haa unutmadan bir de o cümle; kitabın başlangıcındaki o cümle çarptı beni : " Hayat birine seni seviyorum demenin kararsızlığını yaşamak için çok kısadır " .
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






