Blog Listem

3 Temmuz 2013 Çarşamba

DOĞUDAN UZAKTA



Bazı yazarları ve kitaplarını mutlaka okumalıyım. Bu nedenle kitap çıkar çıkmaz; kitabı edinir kitaplığımın bir köşesine koyarım. Sevdiğim yazarların kitaplarını okumaya kıyamama gibi tuhaf hallerim de vardır.
Bu nedenle 2013 başlarında çıkmış olmasına rağmen; beklettiğim bir kitap oldu Doğudan Uzakta.

Amin Maalouf okurlarını üç kategoriye ayırıyorum :
- Birinci grup; okur tarafından çok sevilen;
- İkinci grup; okur  tarafından sevilmeye çalışılan;
- Üçüncü grup da; okur tarafından sevilemeyen bir yazar.

Benim, yazarın kitaplarıyla tanışmam 1997'ye rastlar. İlk okuduğum romanı "Semerkant"tır. Kendimi bildim bileli Ömer Hayyam sevdalısı olduğumdan bu romanı su gibi okuduğumu hatırlıyorum. İkinci okuduğum roman "Doğunun Limanları" dır; uzun süre etkisinde kaldığım bir romandır bu da.
Bu iki kitap benim için önemli bir referans olduğundan; bundan sonra
 "Amin Maalouf  ne yazarsa okurum abi " moduna girmiş  sadık bir Amin Maalouf okuru olduğumu da belirtmek isterim. Bu durumda naçizane yaptığım kategorinin 1. kısmında görüyorum kendimi.

Gelelim romana.
Kitap tanıtımlarında çok detay anlatmayı sevmem.
Doğudan Uzakta bir dönüş hikayesi.

Yıllar önce yaşadığı topraklara sevdiği ama arasının açık olduğu arkadaşı Murad'ın ölümü nedeniyle dönmek zorunda kalan Adam'ın hikayesi. Güzel bir konu. İç savaşın yaraları, yaraların izleri ve yarım kalan, belki de hiç başlamayan bir aşk hikayesini barındırıyor içinde.

Benim fikrim; Doğudan Uzakta bu yıl okuduğum en iyi romanlardan biri.
 

15 Haziran 2013 Cumartesi

KARDEŞİMİN HİKAYESİ



****
Ahmet ve Mehmet ikiz kardeştirler.
On yaşlarına kadar güzel bir çocukluk yaşamışlardır, ancak on yaşında anne ve babalarıyla geçirdikleri trafik kazasından sonra hayatları değişir. Kazada anne ve babalarını kaybeden iki kardeş, anneannelerinin yanında büyürler.

Zaman içinde Ahmet inşaat mühendisi, Mehmet elektrik mühendisi olur.
Mehmet yaşadığı sorunlar nedeniyle uzunca bir süre ortadan kaybolur.
Mehmet'in sorunlarından etkilenen Ahmet de psikolojik sorunlar yaşar, en önemlisi de insanlara dokunma duygusunu kaybeder.
Dokunma duygusunu kaybetmek dışında değişik huylar da edinmiştir. Örneğin giysilerini hava sıcaklığına göre seçmektedir. - Henüz romana alışamayan okur;  Ahmet'in bu garip takıntılarına sinir olabilir. -

Karadeniz'de Podima adlı küçük  balıkçı kasabasına yerleşen Ahmet'in evi kitap konusunda fazlasıyla zengin bir evdir. - Tüm kitap severlerin hayali böyle bir ev olmalı diye düşündüm okurken. -

Ahmet'in yaşadığı kasabada güzelliği ile tanınan Arzu trajik bir biçimde ölür. Arzu'nun ölümünden sorumlu tutulan bir çok insan vardır.
Bunları araştırmak için kasabaya gelen ve romanın sonuna kadar adını öğrenemediğimiz gazeteci kız; Ahmet ile konuşmak ister. Ahmet kıza maktule Arzu hakkında bilgi verirken, kardeşinin hikayesini anlatmaya başlar. Kardeşinin hikayesi aslında çok derin bir hikayedir.

****
Roman, polisiye bir roman gibi görünse de, finali ile okuru şaşırtmayı başarıyor. Kardeşimin Hikayesi'ni sevdim. En çok da finalinden etkilendim ...
 

Romanda en beğendiğim cümleyi de paylaşmadan geçmeyeyim :
" Her insan bedeninin çürüyeceğini bilir ve korkar. Ama çoğu insanın ruhu gövdesinden önce çürür; nedense bundan kimse korkmaz."

27 Mayıs 2013 Pazartesi

SON OYUN


Yıllar önce okuduğum " KILIÇ YARASI GİBİ " tadı damağımda kalmış bir Ahmet Altan romanıdır ve fakat  kitabın devamı olan " İSYAN GÜNLERİNDE AŞK" ın izi çok fazla kalmamıştır üzerimde.

Yazarın yeni romanı SON OYUN ise, elime aldığım ilk andan itibaren okuttu kendini. Kitaba başlamadan önce kitap hakkındaki eleştirileri okudum. Tıpkı DÜĞÜMLERE ÜFLEYEN KADINLAR gibi; okur ikiye bölünmüüş durumda. Bir kısım okur kitabı market kitabı olarak görüyor; bestseller tadında olduğu gürüşünde; bir kısım okur kitabı ciddi anlamda beğenmiş.

Bence güzel bir roman olmuş  SON OYUN.
Bir yazarın, yeni romanını yazmak için gittiği kasabada yaşadıklarını; aşk ile harmanlayarak sunuyor okura.
Kitap bittikten sonra izi kalır mı kalmaz mı bilmem ama şu anda keyif alarak ve merak ederek okuyorum; en önemli olan da bu değil mi?

Diyeceğim o ki; Ahmet Altan romanlarını özleyen okurlara Son Oyun iyi gelecek ...

13 Mayıs 2013 Pazartesi

RUHİ MÜCERRET


Kitap raflarında değişik kapağını gördüğümde ilgimi çekti Ruhi Mücerret.

Hepimizin evinin konuğu olmuş; siyah beyaz televizyonun karlı ekranı vardı kapakta. Kapağı hareket ettirdikçe önce Orhan Baba'nın görüntüsü, sonra da Amerikan filmlerinden bir sahne beliriyordu ekranda.

Almalıydım bu kitabı. Çok şey vardı kitabın anlatacağı.

Beklentilerim 70'li yıllarla ilgili bir kitap olmasıydı.
İtiraf etmeliyim Ruhi Mücerret beklentilerimin çok üzerine çıkan bir roman oldu. Murat Menteş'i zaten severim; daha da çok sevdim.

Son dönemde yaşadığım olumsuzlukların üzerine çok iyi geldi bu kitap. Keyifle okudum.

Kitaptan sevdiğim cümleler :

" Geçmişte yaşanan her şey kısa sürmüş demektir ."

" Uzadıkça kısalan şey nedir? Ölümdür. "

" Merhamet, cömertlik, muhabbet, çalışkanlık, tevazu, sadakat ve
cesaret. Bunlaın hepsi karşılıksızdır. İnsanı mebbet tesellisizliğe mahkum eder. Zehirler. Ve tabii ki öldürür.

" Dünyayı değiştirme kapasitesine sahip kişiler, genellikle hayatta kalma konusunda beceriksizdirler".

" Hayat, satrancın aksine, şah mattan sonra da devam eder."

Romanın kurgusunu, konusunu hiç anlatmıyorum. Ruhi Mücerret, anlatılacak değil; okunacak bir kitap çünkü.

Roman karakterleri içinde en çok 100 yaşındaki İstiklal Gazisi Ruhi Mücerret'i sevdim ben. Murat Menteş okurları bu kitabı kaçırmasınlar derim. Henüz yazarı tanımayanlar için Ruhi Mücerret şahane bir başlangıç olabilir.

24 Nisan 2013 Çarşamba

DÜĞÜMLERE ÜFLEYEN KADINLAR


Sizde de oluyor mu?

Bazen elime hiç kitap alamıyorum.
Daha doğrusu bir kitaba hevesle başlıyorum ama içine giremiyorum.
Böyle olunca da okumak gelmiyor içimden.
Daha önce de diğer blogumda yazmıştım, bu yıl çok hareketli geldi bana, azıcık da üzücü olaylar yaşadım ondan olmalı diye düşünüyorum...

Bu kitap okuyamama karışıklığı arasında blogdan tanıdığım ama çoktan dost haneme geçirdiğim sevgili arkadaşım Nur 'un  yasaminkiyisinda.blogspot.comhttp/ ,  Düğümlere Üfleyen Kadınlar'ı hediye etmesi beni çok mutlu etti.

Epeydir bu kitabı okumak istiyordum. Okumak isteme nedenlerimin başında kitap hakkında hem olumlu hem olumsuz görüşlere sahip arkadaşlarım geldi.

Kitap konusunda rafine zevkleri olan bu arkadaşlarımdan bazıları Düğümlere Üfleyen Kadınlar'ın son dönemde okudukları en iyi kitaplardan biri olduğunu söylerken; bir diğer arkadaş grubum kitabı hiç beğenmediklerini söylediler. Bu çelişki benim için şaşırtıcıydı.

İtiraf etmem gerekirse yazarın daha önceki Kitabı Muz Sesleri'ni yarısında bırakmış ve hiç keyif alamamıştım.
Düğümlere Üfleyen Kadınlar konusunda da biraz ön yargılıydım.
Nur'un güzel armağanından sonra kitaba başladım. Şimdilik iyi gidiyor.
Yazar farklı yazım teknikleri geliştirmiş.Öncelikle bu hoşuma gitti.

Roman bize çok yakın coğrafyalarda geçiyor. Bu da ilgi çekici.
İlk bakışta dört kadını anlatıyor.

Arka kapak " Bir kadın ya da bir ülke nasıl sevilir gerçekten " diye sorarken; ilk sayfalarda okuru " Hakikati anlat ama bükerek anlat " cümlesi karşılıyor. Böylece akıyor sayfalar.

Kitap hakkındaki görüşüm mü? O da bir sonraki yazımın konusu olsun.
çünkü, bir kitap bitmeden kesin görüşümü blog sayfamda paylaşmama sözü verdim kendime :)

28 Mart 2013 Perşembe

KARIŞIK KASET



Hani bazen çok lezzetli bir yemek ya da tatlı yersiniz, tadı damağınızda kalır ve bir süre ağzınızın tadı bozulmasın diye bir şey yemek istemezsiniz ya
" Karışık Kaset " bende böyle bir duygu uyandırdı.

90'lı yıllardan başlayarak 2000'li yıllara uzanan hoş ve naif bir aşk hikayesini anlatıyor roman.

Romanın ana karakteri Ulaş'ın ağzından dinliyoruz yaşadıklarını.

Roman okuru, 30'lu, 40'lı hatta 50'li yaşlarını yaşayan herkesin hayatından geçmiş ve  çoktan tarihe karışmış  " kaset " le buluşturuyor. Ulaş'ın ergenlik dönemi, yirmili ve otuzlu yaşlarına tanık oluyoruz elbette.
Sayfaları çevirirken; o dönemlerde ne çok karışık kaset doldurduğumu hatırladım.

Hayatının bir döneminden Melih Kibar, Çiğdem Talu imzalı Erol Evgin şarkıları, Sezen Aksu, Mazhar Fuat Özkan, Nilüfer, Candan Erçetin, Barış Manço, Erkin koray, Cem Karaca şarkıları geçmiş olanlar; AşkınNur Yengi'nin ilk albümü "Sevgiliye" yi halen müzik dolaplarında saklayanlara İrem'le Ulaş'ın hikayesini okumak iyi gelecek ...

14 Mart 2013 Perşembe

GIRNATACI


Yeni, kitaplar okumayı seviyorum ve yeni yazarlar tanımayı da.

Gırnatacı bunlardan biri. Yazarının  doktor oluşu ve ilk roman oluşu bende merak uyandırdı.

Kitabı okumaya başlayınca da sayfalar su gibi akıp gitti.

Kitap Turgenyev'in şu cümlesiyle başlıyor : " Bundan sonrasını ancak bir müzik parçası anlatabilir ... "

Gerçekten de bir müzik parçasını severek dinlemek gibi okutuyor kendini.

Konusunu anlatmayayım. 1800'lü yılların sonunda İstanbul'dan Chicago'ya uzanan; içinde bolca müzik, aşk, tutku, dostluk barındıran bir roman Gırnatacı.
Bir de din, dil, mezhep farkının, insan kadar değerli, önemli olmadığını fark ediyorsunuz okurken...

Okuduktan sonra, iyi ki okudum diyebileceğiniz bir roman...