Blog Listem
6 Şubat 2015 Cuma
ÖMÜR DİYORLAR BUNA
Ömür Diyorlar Buna, Ayfer Tunç'un geçmiş yıllarda çeşitli dergi ve gazetelerde yayınlanmış öykülerinden oluşuyor. Gerçek yaşam izleri yazarın güçlü kalemiyle biz okurlara ulaşıyor.
Bütün öyküler birbirinden güzel. Bir solukta okutuyor kendini. Benim favorim ilk öykü oldu. Rusya'da başlayıp Türkiye'de devam eden uzun çok uzun bir hayatın, Fatma Hanıımın öyküsü. Kitap Fatma Hanım'ın kırık Türkçesiyle başlıyor : "Biliyor musun ki iyi yaşanmış hayat bir hazinedir ."
Ardından Doktor Manuk, Şapkacı Arlet, hiç ünlü olamamış Aylin Işık 'ın hayatları tatil sürecinde bana eşlik ettiler.
Sonuç mu? İyi ki okudum ve iyi ki Ayfer Tunç var ...
22 Ocak 2015 Perşembe
KAFAMDA BİR TUHAFLIK
Geçen gün gazete ve eski kitap alışverişi yaptığım sahafın önünde kitaplara bakıyordum.
Orhan Pamuk'un Kara Kitap, Cevdet Bey ve Oğulları, son romanı Kafamda Bir Tuhaflık ile birlikte sahafın vitrininde durmaktaydı.
Yaşlı bir turist çift de benimle birlikte kitaplara bakıyordu.
Bana Orhan Pamuk kitaplarını işaret ederek, kitapların İngilizcesinin olup olmadığını sordular. Ben de sahafta bulamayacaklarını fakat AVM lerdeki kitap evlerinde bulabileceklerini dilim döndüğünce anlatmaya çalıştım. Onlara neden Orhan Pamuk kitaplarını aradıklarını sordum. İyi yazar dediler bana, hem de Nobel Ödülü almış, son romanını çok merak ettik çünkü İstanbul'u anlatıyor dediler.
Bence Orhan Pamuk yaşayan; kitapları en çok tartışılan yazarlardan biri. Hele son romanı için okurları ikiye bölünmüş durumda. Bazıları romanı beğenirken bazıları yerden yere vuruyor.
Benim fikrime gelince, Kafamda Bir Tuhaflık'ı içinde İstanbul olduğu için sevdim.
İçinden İstanbul geçen her kitabı sevdiğim gibi.
Bu roman için yazarın en kolay okunan kitabı söylemlerini de çok duydum. Evet hak verdim; roman kolay okunuyor ama kolay okunsa da içinde okuru bıktıran gereksiz tekrarlar var. Boza ve yoğurt satıcısı Mevlut'un ve çevresinin hayatlarını okurken bu tekrar beni azıcık yordu !!!
Romanın konusunu anlatmak istemiyorum; zaten yeterince yazıldı çizildi. Roman hakkında söyleyeceğim yegane konu; bana " Çocukluğumun İstanbulunu " anlatmasıdır. Haaa bir de kış aylarında severek içtiğim bozanın içinde alkol olduğunu öğrenmiş olmamdır. Çok mu çok cahilim bilemedim ama öyleymiş işte ...
Biz kendi aramızda kitap hakkında tartışaduralım; beğenelim ya da yerden yere vuralım; Kafamda bir Tuhaflık uzunca bir süre çok satanlar listesinde üst sıralarda yer almaya devam edecek gibi görünüyor ...
26 Aralık 2014 Cuma
RENKSİZ TSUKURU TAZAKİ'NİN HAC YILLARI ve MURAKAMİ HAKKINDA
9 Aralık 2014 Salı
KEMAL HADİ GEL, Bİ KAHVE İÇELİM
Onun filmleriyle tanıştığım yaşımı hatırlamıyorum. Hababam Sınıfı zamanları olmalı.
Hatırladığım ise, sinema perdesinde onun yüzü görünmeye başladığında, salondaki herkesin gülmeye başlamasıydı.
Sonra birden giriverdi hayatlarımıza. Arka arkaya çevirdiği filmler, çok kanallı televizyonlara geçtikten sonra her kanalda onun filmleri. Neden bu kadar sevildi ? Bu sorunun cevabı çok basit aslında. Halktan biriydi O. Sokaktaki adamdı. Bunun doğal sonucu olarak, halk bağrına bastı sanatçısını.
Sonra ... Bir uçak seyahati bahanesi oldu. Daha uçağa binmeden gitti bu dünyadan. Oysa çok güzel bir film çekimi yapacaktı gitmeseydi. O dönemi hatırlıyorum; arka arkaya sevdiğimiz sanatçıların gittiği, yaprak dökümünün yaşandığı bir dönemdi. 2000'li yıllara en çok yakışacak olanlar, bu dünyada daha yapacak çok şeyleri olanlar ayrıldı bu dünyadan O'nun gibi ...
KEMAL HADİ GEL, Bİ KAHVE İÇELİM eşi Gül Sunal'ın kaleminden anlatıyor bize Kemal Sunal'ı. Okurken bir kere daha saygı duyuyor ve seviyorsunuz bu değerli sanatçıyı ... Aslında ikisi de kahve sevmezlermiş; aralarında bir söylemmiş bu kahve içelim cümlesi .
Okurken duygulandım ben. Geçmişe özlem duymaya çok müsait bir karakterim olduğundan hem 70'li, 80 'li yılları yaşadım yeniden ...
Kitap bittiğinde düşündüm de iyi ki geçmiş bu dünyadan Kemal Sunal, iyi ki ...
20 Kasım 2014 Perşembe
HANDAN
13 Kasım 2014 Perşembe
KAPI
Evet itiraf etmeliyim, kapıların ilgimi çektiği doğrudur.
Eski, yeni fark etmez benim için; kapıların ardında mutlaka bir yaşanmışlık vardır.
Fotoğraf merakıma çoğu kere kapı fotoğrafları da eşlik etmiştir.
Geçen yazımda - farkındayım çok ara verdim neredeyse bir ay olmuş yazmayalı - Magda Szabo 'dan ve kitaplarından söz etmiştim. Macar Edebiyatı' nın önemli yazarlarından biri olduğunu ve benim ne yazık ki böyle bir yazarın varlığından geç haberim olduğunu yazmıştım. Yazarın sırasıyla bütün kitaplarını okudum ama ilk okumam gereken kitabını sona bıraktım.
İyi de yapmışım. Bana en çok keyif veren romanlarından bir tanesi oldu KAPI.
Değişik bir kurgusu var. Dili akıcı ve okurda özellikle EMERENC karakteri ciddi merak uyandırıyor.
Okurken hem satırların büyüsüne hem de Emerenc'in gizemli havasına kapılıp gitmek mümkün.
Çok anlatmayayım romanı. Bitirdikten sonra iyi ki okudum dediğim bir roman oldu Kapı. Bu arada meraklısı için bir de notum olacak; Kapı Macar yönetmen István Szabó tarafından 2012’de sinemaya uyarlanmış. Filmi de en kısa sürede izlemem gerektiğini düşünüyorum.
Şimdi biraz da Türk yazarlardan okumak istiyorum.
Yeni kitap tanıtımlarında buluşalım ve arayı uzatmayayım diliyorum :)
7 Kasım 2014 Cuma
MOSKOVA'DA YANLIŞ ANLAMA VE İNCE KİTAP OKUMA KEYFİ
İnce kitaplar bence daha derinliklidir.
Bir çırpıda okunacak gibi görünse de aksi olur çoğu zaman . Hemen bitmez ve hatta bittikten sonra da üzerinde uzun uzun düşünmemize neden olur.
Moskova'da Yanlış Anlama benim için böyle bir kitap oldu.
Yaşam öyküsünü sevdiğim yazar Simone de Bevoir'e ait bir uzun hikaye Moskova'da Yanlış Anlama.
Evliliklerinin üzerinden yıllar geçmiş. bir çiftin Nicole ve Andre'nin hikayesi.
Ben roman diyemedim; olsa olsa bir novella olabilir o tadı alarak okudum.
Yaşlılık başlangıcı, gençliğe veda, kendinle, geçmişle, ilişkilerle hesaplaşma üzerine kurulu bir konusu var. Altmışlı yılların değişim rüzgarlarının da etkisinde kalmış bir hikaye.
Bir dizi yanlış anlama sonucunda birbirini tekrar bulmayı başarabilmiş bir çiftin öyküsü.
Yazarın da dediği gibi belki de çiftler arasında yanlış anlamanın en büyük nedeni kelimeleri kullanmasını bilmemek.





