Blog Listem

9 Temmuz 2015 Perşembe

NE MALUM



Yeni kitaplar bana farklı coğrafyalar keşfetmeyi hatırlatır.
 Her yeni kitap, yeni yerler görmek, yeni insanlar tanımak gibidir ve her yeni coğrafya değiştirir insanı.

***
Ne Malum bu yaz okuduğum en değerli kitaplardan biri oldu.
İçinde birbirinden güzel roman tadında yedi öykü  olan kitap aslında yazarın en son kitabı.

***
Beni tanıyanlar bilirler; sevdiğim yazarların kitapları ile tanışma öyküm hep onların kitaplarını sondan başa doğru okumakla başlar. Bu kural NE MALUM' da da değişmedi.

Her bir öyküyü roman tadında okudum.
Yazarın dilinin akıcılığına, konuların güzelliğine hayran kaldım.

Öykülerin içinden İzmir geçmesi de benim için ayrıca değerliydi.
İzmirli hiçbir kan bağım olmamasına rağmen bu şehri çok sevmem ayrı bir yazı konusudur zira :)

Bana çok iyi geldi, içinde yedi farklı öykü barındıran bu güzel kitap. şimdi yazarın diğer kitaplarını da okumak için sabırsızlanıyorum.


30 Haziran 2015 Salı

SAKLI BAHÇELER HARİTASI

Bu yaz okuduğum en ilginç romanlardan  biri de Saklı Bahçeler Haritası oldu. YazarI,  kitaplarını yeni tanıdığım Nermin Yıldırım.

Değişik bir roman Saklı Bahçeler Haritası.

***
Yayın evi sahibi Rıdvan,  kimin tarafından gönderildiği bilinmeyen mektuplar almaya başlar.  Önceleri kırık bir aşk hikayesinin kahramanları olarak düşünür mektup yazanları Rıdvan fakat kısa sürede mektupların yıllar önce birbirinden ayrılmış iki kız kardeşe ait olduğunu anlar.

***
Behiye ve Suat birbiriyle tamamen zıt karaktere sahip;  yıllar önce yolları ayrılmış iki kardeştir.  Yıllar sonra birbirlerine yazdıkları mektuplarla geçmişin hesabını ve kendi iç dünyalarını birbirlerine açarlar. 
***
Okurken bir sonraki sayfada ne olacak duygusuyla okuduğum bir roman oldu Saklı Bahçeler Haritası.
Şaşırtıcı sonuyla da ummadığım bir şekilde bitti.

Yeni yazarlar tanımak isteyen okurlar için Nermin Yıldırım kitapları hoş bir alternatif olabilir.

26 Mayıs 2015 Salı

KONSTANTIYYE OTELİ

Zülfü Livaneli kitaplarını okumayı seviyorum.
 İlk okuduğum romanı Mutluluk'tan itibaren hep yeni kitaplarını merak ettiğim yazarlardan olmuştur.

Son romanı Kardeşimin Hikayesi'nden  iki yıl sonra yeni romanı çıkınca hemen alıp okumaya başladım.  Yine sevdim elbette kitabı fakat bu okumamda biraz duygularım birbirine karıştı öncelikle bunu itiraf etmeliyim. 

Romanın başlangıcı, ilerleyişinden çok farklıydı.
Biraz gerçek üstü  kurgulanmış bir şekilde başlayan roman ilerleyen sayfalarda birden fazla kahramanı içinde barındıran sayfalara dönüştü.
Asıl roman kahramanın değil de yazarın anlatımından okudum romanı. Kitabın ortalarına kadar kitabın içine girmeme engel oldu bu durum.  

Son dönemde yazarlar romanlarında  fazla karakter kullanmaya  önem veriyor.
Bu kadar çok karakterle başa çıkmak yazar için ne kadar zor oluyor bilmiyorum ama kimi okurları yorabiliyor. 
Neyse ki ben; Zülfü Livaneli ne yazarsa okurum diyen sadık okurlardan biri olduğum için romanı keyifle okudum. 

Son olarak şunu söylemek isterim : Bir dönem siyasete atılmıştı ya Livaneli; iyi ki vazgeçmiş.
Politikanın acımasız çarkları içinde dönerken edebiyat dünyasına bu güzel kitapları kazandıramazdı.Tabii ki bu naçizane benim fikrim :)

Konstantiniyye Oteli, "iki binli"  yıllarla beraber değişen insan panoramasına tuttuğu ışıkla 2015 yazının sevilen kitaplarından biri  olacak ...

29 Nisan 2015 Çarşamba

BİZE İKİ ÇAY SÖYLE ...

Hayatın koşuşturmasına bir çay içimlik mola vermek ve bu arada sizi yormayan bir şeyler okumak  isterseniz;  ben de size Elif Key'in  Bize İki Çay Söyle adlı kitabını öneririm.


Sayfaları çevirdikçe, içindeki kelebekleri uçuran bir kitap olmuş Bize İki Çay Söyle.
Abartsız, samimi, sıcak ... Bir de özlem dolu.

Yaşadığın coğrafyaya, çocukluğuna, ailene, kardeşe özlem, nasıl yorumlarsanız artık.

Kısa sürede okunması, akıcı ve samimi dili ile keyifle yazan, keyifle okutan bir yazarla tanıştım bu kitap sayesinde.

Kitabın lezzetlisi olur mu? Oluyormuş meğer. Tavsiye ederim ben de keyifle :)

22 Nisan 2015 Çarşamba

Fİ adlı kitabı kitapçı raflarında gördüğümde hiç beğenmedim. Çünkü tanıtımında kişisel gelişim dizisi yazıyordu ve ben kişisel gelişim kitaplarından oldum bittim hiç hazzetmedim. Şunu yap, bunu yap, evrene olumlu sinyaller yolla gibi mesajlar hiç bana göre olmadı nedense ...

E doğal olarak Fİ'yi okumayı aklımın ucundan bile geçirmedim.
Sonra   bir ara  kitabı biraz araştırdım bu sefer de Grinin Elli Tonu diye bir seri kitaplar dizisi vardı ya; onun gibi olabileceğini düşündüm, aman dedim okunacak onca şey varken bunu mu okuyacağım falan filan ...


Bu arada okuma seçkilerine güvendiğim bir kaç arkadaşım Fİ'yi okudular ve çok beğendiler. Onların beğenisine de itiraz ettim. Fakat kitabı beğenenler arttıkça ve devamı olan Çİ'yi de okuyup, kitabın  son serisini de merakla bekleyenlerin sayısı da arttıkça, ben de kitabı merak etmeye başladım.
Sonra tesadüfen kitabın yazarını bir televizyon programında gördüm. Bana çok donanımlı biri gibi geldi. Böyle birinin yazdığı kitap içi bomboş bir kitap olamaz diye düşünerek Fİ' yi okumaya başladım.

Fİ  bir dolu karakter etrafında dönüyor ve bu karakterler aslında günlük hayattan hepimizin tanıdığı karakterlere çok benziyor. Toplumun ve belki de dünyanın değişen ahlak anlayışına göre şekillenmiş. Karakterlerin hepsinde var olan en önemli olgu özgüvenleri.

Fİ' yi  okurken zaman zaman karakter fazlalığından yorulduğum oldu fakat tam da bu arada araya giren  cümleler benim kitaba devam etmemi sağladı.

İş görüşmesine giden kahramanlardan birine yöneltilen bir soru :
" Kendinizi beş kelimeyle tanımlayın . "

 Bu soru klasik bir iş görüşmesi sorusudur fakat cevap benim çok hoşuma gitti : " BEŞ KELİMEYLE TANIMLANAMAYACAK İÇERİKTE BİRİ . " 

Okur olarak böyle bir cevap veren kahramanın başına gelecekleri merak ediyorsunuz. sonra bir başka sayfada " Bazen kendini bulman için önce kaybetmen gerekiyor ",
 " Bu toplumda, birinin utanılacak bir şey yapıp yapmadığının ölçüsü, o kişinin utanıp utanmaması ile ilgiliydi. " gibi cümleler kitabı bana okuttu. Ben de şimdi kitabı öneren arkadaşlarım gibi Çİ yi merak ediyorum ve sanırım son çıkacak kitabı da merakla bekliyor olacağım.

Fİ ile ilgili söylemek istediğim bir şey daha var. Roman karakterlerinin sayısının fazla olması .
Bu benim sevdiğim ama ara ara okurken de beni yoran bir şeydir. Bence önemli olan yazarın o kadar kahramanla başa çıkabilmesidir. Bu da yazarın  hüneri olmalı.

13 Nisan 2015 Pazartesi

YENİ KİTAP ALMANIN TARİFSİZ MUTLULUĞU




Bu gün mutlu günümdü.

Oysa günlerden pazartesiydi, pazartesi sendromu yaşamalıydım. Yaşamadım. ,Pazartesi ile barışalı çok uzun zaman oldu benim için.

Gitmeye gitmeye yolunu unuttuğum AVM'lerden birinde D&R 'da bir işim vardı. İçeriye girer girmez kitapların arasında buldum kendim ve epeydir okumak istediğim iki kitabı aldım.

İtiraf etmem gerekirse Hande Altaylı çok da bayıldığım bir şahsiyet değildir. Fakat kitaplarını sevdim işin ilginç yanı. Bu nedenle Delice'yi tereddüt etmeden aldım. Benim için kolay okunan bir kitap olacağından eminim.

Bu alışverişte beni asıl mutlu eden kitap Nermin Yıldırım'ın Unutma Dersleri oldu.
Nermin Yıldırım yeni fark ettiğim bir yazar. Biraz araştırma yaptıktan sonra da kitaplarının tiryakisi olacağını fark ettiğim bir yazar. Unutma Dersleri'ni görünce de tereddütsüz aldım elbette.

Yeni kitap almanın tanımsız mutluluğunu yaşıyorum bu gün. Bu yüzden haftanın başıymış, pazartesi sendromuymuş hiç umurumda değil. Bu duygu anlatılmaz ve sadece kitap severler tarafından anlaşılabilir bir duygu.

Şimdi sabırsızlıkla elimdeki kitabı bitirip; yeni kitaplarıma başlama isteği ile doluyum. Elimdeki kitap ne mi ?

Okumaya tereddüt ettiğim, çok ama çok ön yargıyla başladığım. Başladıktan sonra aslında farklı bir kitap olduğunu düşündüğüm bir kitap. Fİ. Yeni dünya düzenini çok iyi anlatan bir roman olmuş.

Hepsini okudukça blog sayfamda paylaşacağım.

Haftamız güzel geçsin. Uzun yıllar yaşayalım ve okuyalım :)




28 Mart 2015 Cumartesi

BAKELE ve AŞKIN KALPLERİMİZDEKİ MUTAT YOLCULUĞU


Vay canına bir ay olmuş  kitap bloguma yazmayalı.

Peki mart ayı nasıl geçti? Her zamanki gibi, akrep ve yelkovan yarışına tanıklık ederek, zaman zaman onları yakalamaya çalışarak bir de martın son haftası griple oynadığımız saklambaç sonunda sobelenip, yataklara düşecek hale gelerek.

Bu arada okumaktan vazgeçtim mi? Hayır elbette.
Öyküler okuyorum şu sıra. Kısa kolay okunan öyküler, iyi de geliyor hani.

Sezgin Kaymaz'dan Bakele'yi okudum ilk önce.

Sezgin Kaymaz kalemini, üslubunu çok sevdiğim bir yazar. Yalnız yazarın kitapları ile ilgili ciddi bir sıkıntım var. Kitapların puntoları çok küçük. Benim zavallı gözlerim, yıllardır miyop ve astigmatla mücadele ederken bir de yaşa bağlı yakını görme sorunu ortaya çıkınca küçük puntolu kitapları okumak benim için hayal oldu.

Bakele'yi kitapçı raflarında görünce bu yüzden hemen kitabın puntosuna baktım, zira yazar anladığım kadarı ile yayın evi değiştirmişti ve evet ; yeni yayın evinin puntoları daha büyüktü.
Hemen alıp okumaya başladım. Hiç de pişman olmadım.

Bakele'de birbirinden güzel öyküler var. Okuru yormayan, arada düşündüren, tebessüm ettiren, samimi içten .

Ben şimdi yazarın diğer kitaplarının da yeni yayınevi tarafından basılmasını bekliyorum. dört gözle.
Çünkü Sezgin Kaymaz son dönemde okuduğum en iyi kaleme sahip yazarlardan biri ...

***

Sibel K. Türker bence Ayfer Tunç'tan sonra en güçlü kaleme sahip kadın yazarlarımızdan. Daha önce de okuduğum kitapları vardı fakat yenin öykü kitabı Aşkın Kalplerimizdeki Mutat Yolculuğu'nu  Bakele'den sonra okudum ve  çok sevdim. Bence yazar tam bir söz ustası. Bakele'ye göre öyküler biraz daha uzundu ama sağlam öykülerdi hepsi de.

Neyse hafta sonu çok uzatmayayım, öykü sevenlere gelsin bu post iki yazarın kitabını da öneririm.