
Şubat ayına üç kitap sığdırdım.
Üçü de keyifli kitaplardı.
CAN KIRIKLARI : Yıllar önce Antalya 'da bir kez yapılan ve devamı gelmeyen Tüyap Kitap Fuarı'ndan almıştım. Araya bir dolu kitap girdiğinden okumayı ertelemistim. Sonra da unutmuşum.
Kitaplarımı düzenlerken karşıma çıktı.
Başladığım gibi bitirdim.
Karin Karakaşlı birbirinden dokunaklı öyküler yazmış . Hepsini ayrı ayrı çok beğendim. Öykü sevenler için hoş bir okuma olabilir.
***
BENİM OLAĞANÜSTÜ AKILLI ARKADAŞIM : Bir üçlemenin ilk kitabı.
Üçleme NAPOLİ ROMANLARI diye geçiyor.
İki çocukluk arkadaşının hayat hikayesini anlatıyor.
Serinin diğer kitaplarında bu iki kız arkadaşın evlilik ve orta yaş hikayelerine tanık olacağız. Ben diğer iki kitaba hemen başlamadım çünkü üzerinizden uzak, ardarda çok merak etsem de seri kitap okuyamama gibi bir huyum var. ☺
***
PARİSE SON TREN : Geçen yıldan beri okumak istediğim bir romandı. 2. DÜNYA SAVAŞI sırasında yolu Paris'e düşen bir gazeteci kadının savaş yıllarındaki hayatını anlatıyor.
Roman kadının 87 yaşındaki hali ve kendine eski işyerinden gönderilen, içinde notları olan bir kutunun açılmasıyla ilerliyor.
Henüz başlarındayım ama bu roman beni mutlu eden bir okuma oldu.
Hafta sonu elimden düşmeyeceği kesin.
Tam da savaş seslerinin ayyuka çıktığı şu günlerde Paris 'e Son Tren çok etkiledi beni.
Daha güzel, huzurlu ortamlarda yeni kitaplarla buluşalım dilerim ve okuma sevgimiz hiç bitmesin.
Posted via Blogaway
Blog Listem
25 Şubat 2016 Perşembe
ŞUBAT OKUMALARI
11 Şubat 2016 Perşembe
ACI ÇİKOLATA
Bazı kitapları okumakta gecikiyorum.
Kitabı alıp kitaplığıma koyuyor sonra da araya başka kitaplar girince okumakta ihmal ediyorum.
Acı Çikolata da böyle oldu.
Evdeki kitaplarımı gözden geçirmesem bu muhteşem kitabı halen okumamış olacaktım ve tabii Tita 'nın mutfak ve hayat hikayesinden mahrum kalmış; çok şey kaybetmiş olacaktım.
Acı Çikolata büyülü gerçeklik üzerine kurgulanmış muhteşem bir roman.
Misal, Tita annesinin karnında yaşadıklarını çok net hatırlıyor, hatta anne karnında ağlarken annesi ağlama seslerini duyuyor.
Okur olarak böyle bir durumun imkansızlığını bir kenara bırakıp; belki de annesi tarafından çizilmiş makus kaderine ağlıyor diye düşünüyoruz.
Büyülü gerçeklik böyle birşey işte . ☺
Neyse çok uzatmayayım eski bir kitap ve hatta filmi de var.
Ama Acı Çikolata 'yı henüz okumadı iseniz ve hatta Isabel Allende ya da Marquez kitaplarını da seviyorsanız çok şey kaçırmışsınız demektir. ☺
Posted via Blogaway
31 Ocak 2016 Pazar
KADINSIZ ERKEKLER
Gördüğüm kadarıyla edebiyat dünyası Murakami kitapları dendiğinde ikiye ayrılıyor. "Murakami Sevenler" ve "Murakami Sevmeyenler ".
Ben sevinerek söyleyebilirim ki birinci gruptanım. Murakami okumak bende farklı yerlere yolculuk yapma hissini uyandırıyor. Kullandığı kelimeler, romanlarının kurgusu böyle bir iz bırakıyor üzerimde.
Yeni kitabı yedi uzun öyküden oluşuyor.
Kadınsız Erkekler.
Adı bana yıllar önce gişelerde çok uzun süre kalan Çağan Irmak ' ın filmini hatırlatsa da, her bir kahramanın
birbirinden özgü hikayesi var ve hepsi roman tadında .
Bu roman tadındaki öyküleri de çok beğendim.
Çok merak ediyorum yazarın ilham kaynağı günlük hayattan insanlar mı? Yoksa hepsi kendi kurgusu mu?
Eğer kendi kurgusu ise; Murakami iyi ki yazar olmuş diye düşünmek istiyorum.
Başka türlüsü kendine de edebiyat dünyasına ve biz okurlarına da yazık olurdu.
21 Ocak 2016 Perşembe
OCAK AYI OKUMALARI
İki kitap birbirinden çok farklı. Biri distopik roman dediğimiz türden ve gelecekte geçiyor.
Diğeri 2. Dünya Savaşı yıllarında geçiyor.
TUTSAK GÜNEŞ : Ayşe Kulin 'in yeni romanı . Gelecekte bir yerlerde bizim bilmediğimiz Uluhan ' ın yönetiminde bir ülke. Bu ülkede Uluhan 'ın koyduğu kurallar geçerli ve ülke halkı bu kurallara sıkı sıkıya bağlı.
Gezegenle güneş arasına bir gök cismi girmiş bi nedenle dünya geçici bir güneş tutulması yaşamakta. Dolayısıyla ülkede sürekli kış mevsimi yaşanıyor.
Devamını anlatmayayım. Kitabı beğendim ben. Yazarın şimdiki düzene yaptığı ince gondermeleri dudağımda hafif bir tebessümle okudum.
****
ARAF 'a gelince :
Araf bana blog dünyasının dost listeme eklediği sevgili Gülşah tarafindan kendi kitaplığından hediye edildi.
Bir dönem romanı. 1991 ve 1992 yıllarında başlayıp 2. DÜNYA SAVAŞI yıllarına kadar uzanıyor.
O dönemin Estonya 'sını anlatıyor.
Bir aile dramina tanık olurken Rus işgali altındaki Estonya yi da tanıyoruz satır aralarında.
Avrupa 'nın arka bahçesi olan ülkelerin insanlarını daha iyi anlıyoruz roman sayesinde.
Yazımın başında dediğim gibi iki roman birbirinden çok farklıydı ve ben ikisini de beğendim.
Okumak isteyenlere keyifli okumalar dilerim.
29 Aralık 2015 Salı
DELİCE
2015 in son okumalarını yapıyorum. Elimdeki son kitap Hande Altaylı 'ya ait. Bütün bir yıl kitaplığımda bekledi.
Bekleme nedeni ilginçti.
Kitabın ilk cümlesi " Güneş tepede cayır cayırdı " diye başlıyordu. Bu cümle bana çok itici, çok bozuk geldi. Bunu mu okuyacağım dedim ve erteledim.
Bu gün hadi artık bu kitap 2016 ya girmeden bitsin diye düşünerek elime aldım ve cidden o cümlenin olduğu ilk sayfayi atladım.
Konu akıcı geldi. Sanki biraz on yargılı davranmışım yazara.
Köyün en çirkin, en sevilmeyen kızının, Meryem ' in hikayesini anlatıyor roman. Sevdim kitabı. En geç yarına biter diye düşünüyorum. Bitsin de zaten yeni yılda okunmayı bekleyen öyle çok kitabım var ki ...🎄🎀
24 Aralık 2015 Perşembe
IZA' NIN ŞARKISI
Bu yılın okuduğum son kitabı Iza'nin Şarkısı oldu.
Magda Szabo bana Macar Edebiyatı' nı sevdiren yazardır. Katalin Sokağı ile başlayan okuma serüvenim yazarın Kapı adlı romanı ile taçlandı ve şimdi de Iza'nin Şarkısı ...
Iza'nin Şarkısı bir yaşlılık hikayesi. Yıllardır birlikte olduğu eşini kaybeden bir kadının taşradan kızının yanına Budapeşte' ye yerleşmesi ve kızının güdümünde yaşamaya başlamasının hikayesi.
Roman diğer yandan okura İkinci Dünya Savaşı yıllarındaki Budapeşte' yi anlatıyor.
Bence her anlamda çok derinlikli bir roman.
Romanı okurken beni en çok etkileyen de, yaşlı anne babalarımız için en iyisini yapmaya çalışırken " en iyi " ölçütünün kendimize göre en iyi olduğunu düşündüm.
Bizim doğrularımız bazen büyüklerimizin doğrusu olamayabiliyor ve yazık ki yaşlılık kabullenmesi zor bir süreç.
Neyse çok uzatmayayım; Magda Szabo kitaplarını seviyorum. Iza' nın Şarkısı'nı daha çok sevdim. Anne ve babamın yaşlılık hallerine tanık ettiğimden olmalı.
Umarım iyilik yapacağım diye onları üzmemişimdir.
14 Aralık 2015 Pazartesi
SİZİN HİÇ MAVİNİZ VAR MI ?
Çok iyi bir televizyon izleyicisi olmadığım için yeni nesil sunucular ve benzeri televizyon çalışanlarını tanımıyorum.
Özge Uzun adını da önce blogda yazılarını severek okuduğum; birbirimizi tanıyıp arkadaşlığımızı sanal alemden gerçek aleme dönüştürdüğümüz sevgili Gülşah sayesinde öğrendim.
Gülşah'la ara sıra birbirimize kendi kitaplığımızdan kitaplar armağan ederiz.
Ben buna KİTAP KARDEŞLİĞİ adını verdim.
Bu yaz bu sayede pek çok güzel kitap okudum. İşte Özge Uzun'la böylelikle tanıştım.
Özge mesleğine aşık çok başarılı bir televizyoncu.
Her kadın gibi evlenip bir hamilelik yaşıyor
Hamileliği şahane geçiyor, görünürde hiç bir sıkıntı yok.
Çok güzel masmavi gözlü bir çocuk dünyaya getiriyor ve sorun burada başlıyor.
Oğlu Dağhan dünyaya gelirken bir takım sıkıntılarla geliyor. Özge için zorlu bir mücadelenin kapıları aralanıyor.
Dağhan'a tam bir tanı konamıyor.
Dağhan otistik, ya da dawn sendromlu falan değil. Fakat konuşamıyor. İşte Özge Uzun bu yaşadıklarını anlatmış kısacık kitabında.
Anne olmak kadına ait en özel duygulardan biri.
İnsan anne olduğunda sanki kurşun geçirmez bir zırhla kuşanıyor, üstelik dağları devirecek bir güce sahip oluyor. Yoksa başka türlü sıkıntılarla savaşılmaz. Her şey çocuklarımız için. Topluma adam yetişiyor çünkü, ne kadar nitelikli ve sağlıklı olursa anneliğin yanına kâr kalıyor.
Yılın son günlerinde okuduğum bu kitap bu yıl okuduklarım içinde beni en çok etkileyenlerden biri oldu. Dilerim Dağhan güzel günler görür ve annesi çabalarının sonucunu alır.



