Ankara’dan İstanbul’a okumaya gelen Azra’nın hikâyesi şubat ayında okuduğum romanlardan biri oldu.
📚
Defne Suman 'ın kitaplarını çok beğenerek okurum.
Özellikle Kahvaltı Sofrası ve Çember Apartmanı'nın yeri kalbimde ve kitaplığımda ayrıdır. Rüyaya Benzer de onların yanında yerini aldı.
📚
Romanda asıl çarpıcı olan;
Azra'nın hayattayken değil, öldükten sonra konuşması
yani romanı roman boyunca ölü bir anlatıcının ağzından okuyoruz.
📚
Azra, ölümünden sonra:
hayatına,
gençliğine,
ilişkilerine,
yalnızlığına
ve İstanbul’daki varoluşuna
dışarıdan, ama hâlâ duygunun içinden bakıyor.
📚
Romanda ölüm bir son değil, bakış açısı olarak anlatılmış.
📚
Yaşam, geç kalınmış fark edişler üzerinden anlatılıyor.
📚
Azra’nın sesi sakin ama sarsıcı, dramatik değil ama derinden hüzünlü.
📚
İstanbul, bir şehirden çok bir bilinç hâli gibi.
📚
Roman okurken okura şunu soruyor:
“İnsan yaşarken mi kördür, yoksa ölünce mi görür?”
Zira
Azra’nın ölümü, hayattayken fark edemediklerini nihayet görmesini sağlıyor.
📚
Ve bu yüzden roman;
gürültülü değil,
iddialı değil,
ama içten içe yaralayıcı geldi bana.
📚
Öte yandan 90'lı yılların İstanbul sokaklarında dolaşmak da hoşuma gitti.
📚
Gönülden tavsiyemdir.
Defne Suman 'ın @defnesuman emeğine sağlık.
#reklamdeğildir
#reklamdeğilöneri
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder