Blog Listem

13 Nisan 2012 Cuma

NE OLURDUM ?


Gerçekten merak ederim; ben  ben olmasam  ne olmak isterdim diye.
Uzun uzun da düşünmedim aslında, düşünmesi keyifliymiş bunu fark ettim.

Sevgili Eren bu konuyla ilgili mim göndermiş bana. Mimleri cevaplamayı seviyorum.
Özellikle yazmak için konu sıkıntısı çektiğim anlarda yardımcı oluyor mimler bana.
Bu sefer de böyle oldu.
İşte yanıtlar ne olurdum :
1.Yemek olsam ne yemeği olurdum?

Bahar ayındayız ya, enginarı  çok severim  zeytinyağlı enginar olurdum .

2. Müzik aleti olsam ne olurdum?

Kesinlikle ud olurdum. Bu aralar içimde ud çalma isteği var. Yıllar önce başlayıp bıraktığım için çok pişmanım ama zararın neresinden dönsem kârdır değil mi? Bir yerden devam etmek lazım .

3. Araba olsam hangisi olurdum?


Oğlumun en sevdiği film olan Arabalar 1 ve 2 filmlerinin kahramanı Şimşek Mc Quenn olmak isterdim. Arabalar 1 ve 2’yi oğlum sayesinde 3 – 4 kere izlemiştim de sevmiştim keratayı J

4. Aylardan hangisi olurdum?

Mayıs olurdum. Baharın en güzel ayı mayıs bence.  İnsanın yüreğine ılık rüzgarlar, taze çiçek kokuları dolduran bir aydır mayıs bana göre …

5. Ayakkabı olsam hangisi olurdum?

Çok tarzım olmamasına rağmen yüksek topuklu bir ayakkabı olurdum. Nedenini bilmiyorum, görüntüsünden olabilir, topuklu ayakkabıları çok estetik bulurum  

6. Kıyafet olsam hangisi olurdum?

Yazlık bir elbise olurdum. Fazla uzun  olmayan ama çok da mini olmayan, boyundan bağlı, omuzları açıkta bırakan, rengarenk bir yazlık elbise olurdum.

7. Renk olsam hangisi olurdum?
Yeşil olurdum. En sevdiğim renktir yeşil, giyside de makyajda da, doğanın içinde de yeşile bayılırım.


8. Hayvan olsam hangisi olurdum?

Teredüttsüz kedi olurdum. Ev kedisi olmayı tercih ederim tabii J
9. Şu anda okuduğum kitabın 137. sayfasında ne var?

Buket Uzuner’in son kitabını okuyorum, 137. Sayfada dikkatimi çeken bir yazı yok ne yazık ki ama 136. Sayfanın başında bir baş ucu cümlesi var onu paylaşmak isterim :

"Kişi inciyi denizden çıkarmadıkça o ister inci olsun ister çakıl taşı, fark etmez."

9 Nisan 2012 Pazartesi

KUMRAL ADA MAVİ TUNA

Hani bazı insanlara  " İyi ki varsın " deriz ya.
Kendi adıma söylemem gerekirse çok az insan için kullanırım bu cümleyi.
Bu insan hayatımzdan hiç çıkmasın isteriz. Çıkmaması için de gereken özeni gösteririz.
Yıllar önce Kumral Ada Mavi Tuna'yı okuduğumda bunları düşünmüştüm ve Ada'nın Tuna'ya roman içinde söylediği şu cümleler yüreğime işlemişti :  Yüreğimde sana ayrılan yer herkesinkinden büyük. Yalnızca bir arkadaş, bir kan kardeş, bir sırdaş, bir çok yakın dost değil, bir büyük sevgisin sen... Yanında sonsuz şımarabileceğim ve hala kaybetmekten kormayacağım tek kişi...
Roman Kuzguncuk'ta geçer. Ada, Aras ve Tuna çocukluk arkadaşlarıdır.
Aras ve Tuna kardeştirler. Üç arkadaş birlikte büyürler. Onlar büyürken biz de Kuzguncuk'un güzel atmosferine ve üç arkadaşın birlikteliğine tanık oluruz.
Aradan yıllar geçer. herkes büyür. Beklenmedik olaylar gelir başlarına ve bir gün Tuna kendisiyle hesaplaşmaya başlar. Bu hesaplaşma bir iç savaştır aslında.
Kumral Ada Mavi Tuna doksanlı yılların sonuna doğru okuduğum en mükemmel romanlardan biridir.

Roman hakkındaki düşüncelerimi blogumda paylaşma sebebim, Buket Uzuner'in yeni romanına başlamış olmam. Roman hakkında henüz bir şey söyleyemem. Çok başlardayım. Okurken aklıma Kumral Ada Mavi Tuna geldi.

Bence kitaplıklarımızda mutlaka olması gereken bir roman.

4 Nisan 2012 Çarşamba

AÇLIK OYUNLARI - KARARSIZ -

 Bu yazımda okuyup okumamakta kararsız kaldığım Açlık Oyunları'nı paylaşmak istiyorum.
Açlık Oyunları'nı çevremde o kadar çok duydum ki ister istemez  özellikle kitabı merak ediyorum.
Diğer yandan okumam gereken çok kitap var ne yapacağımı bilemiyorum.
Filmi de şu an gösterimde. Acaba kitaba zaman ayırmadan filmi mi izlesem? Diyorum ya kararsız kaldım!!!
Gözümü korkutan kitabın üç seri olması.
Ben bunu Alacakaranlık serilerini de okurken yaşamış, ikinci kitapta sıkılmıştım. Özellikle ikinci kitapta kurtadamlarla vampirlerin kavgası biraz absurd gelmişti.
Ne yapayım bilemedim?
Açlık Oyunları'nı okusam mı okumasam mı?

2 Nisan 2012 Pazartesi

BİR DELİLER EVİNİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ




Bazı kitapları okurken elinizden düşüremezsiniz.
Hem sonunu merak eder, hem de bitirmek istemezsiniz.

Kitap bittikten sonra, bu sefer de dilinizden düşüremezsiniz.

Çevrenizdeki tüm kitap severlerle kitabı paylaşır hatta benim gibi okuduğu kitabı kitaplığında tutmaktan çok paylaşmayı seven biri iseniz birer birer arkadaşlarınıza verirsiniz, ya da hediye edersiniz.

Sonra ne mi olur?

O okuduğunuz kitap hem aklınızın hem yüreğinizin hem de kitaplığınızın baş köşesine oturur.

Ayfer Tunç’un yaklaşık bir yıldır kitaplığımda bekleyen “ Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan kısa Tarihi” adlı romanı bende tam da bu etkiyi yarattı.

Kitapla ilgili tek bir olumsuz eleştiri yapmam gerekirse, kitabın puntolarının çok küçük olmasıydı.
Ancak eğer okumak isterseniz bu bile kitabı bir solukta okumak için çok önemli bir neden olmuyor.

Sonuç olarak kitabı okuyup bitirdikten sonra öncelikle yazarın her biri ayrı bir roman konusu olabilecek beş yüze yakın karakterle nasıl başa çıktığına şaşıp kalıyorsunuz.

Daha fazla anlatmayayım; Ayfer Tunç ve muhteşem romanı Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan kısa Tarihi” benim gönlümün Nobel edebiyat Ödülünü çoktan aldı bile.

Henüz okumadı iseniz önemle tavsiye ederim ...

24 Mart 2012 Cumartesi

ONCA YOKSULLUK VARKEN


Okumaya geciktiğim kitaplarım var benim.

Ya varlığını geç fark ettiğim ya da, kitaplığımda durduğu halde okuma sırasının geç geldiği kitaplar.
Nedense böyle kitapları, eski bir dostla özlem giderircesine hızla okurum.
Bittikten sonra da elimden geldiğince paylaşırım, herkesin okumasını isterim.

Onca Yoksulluk Varken de  böyle bir roman oldu benim için. Romain Gray'in Emile Ajar takma adıyla yazdığı ve kendisine yıllar önce Goncourt Ödülü kazandıran bir roman Onca Yoksulluk Varken.
Annesini hiç görmemiş, babasının varlığından bile haberi olmayan bir çocuktur Momo. Asıl  adı Muhammed'dir, Arap'tır. Hayata  1 - 0 mağlup  başlayanlardandır ama henüz farkında değildir.

Kendi durumunda olan pek çok çocuğa bakmayı görev edinmiş Musevi Madam Rosa'nın yanında büyümektedir.

Madam Rosa eski bir fahişedir ve kendi durumunda olan kadınların doğrup bıraktıkları çocukları büyütmektedir.

Momo on yaşındadır. Dünyaya çocuk gözleriyle bakmaktadır. Roman boyunca dünyaya onun gözlerinden bakmayı okur da öğrenir.
Yaşlı Madam Rosa'yla küçük Arap çocuğun dostluğunu kimi zaman gülerek, kimi zaman hüzünle okuyorum şimdilerde.

Okumadıysanız mutlaka öneririm.
Roman Vivet Kanetti'nin şahane çevirisiyle zaten kendini okutuyor.
Kitabın girişindeki şu cümle benim için nokta vuruşu oldu belirtmek isterim :

" Sevdiğin yüzünden deli oldun dediler, yaşamın tadını yalnız deliler bilir " dedim .

15 Mart 2012 Perşembe

BİZİM BÜYÜK ÇARESİZLİĞİMİZ


Bazı kitaplar vardır. Elinize alır, sayfaları çevirmeye başlarsınız ve hoş bir tebessüm yayılır yüzünüze.

Sayfalar ilerledikçe kitabın konusunun içine girer, elinizden bırakmak istemezsiniz.

İçinde geçen cümlelerden kendinize de anlamlar yüklersiniz.

Bizim Büyük Çaresizliğimiz böyle bir roman.
Bildiğim kadarıyla Barış Bıçakçı'nın ilk romanı.
Bir aşk üçgenini anlatıyor roman. İkı sıkı dostun günün birinde aynı kıza aşık olmalarına rağmen birbirleri için  değişmeyen  duygularını, dostluklarını usta bir kurguyla anlatıyor.

Bizim Büyük Çaresizliğimizin filmi de geçen yıl gösterimdeydi. Filmini henüz izlemedim. Belki de  kitap daha güzeldir. Kitabı bitirdikten sonra izlemek lazım .

İki yıldır kitaplığıma yaşayan genç Türk yazarların kitaplarını konuk ediyorum.
Onur Caymaz, Hakan Günday ve Emrah Serbes'le başlayan bu okuma serüveni Mine Söğüt ve Barış Bıçakçı ile devam ediyor.

Bu kitaplar ilerleyen yıllarda klasik tadında olacak diye düşünüyorum. Çocuklarımıza bırakabileceğimiz en güzel miras şahane bir kitaplık bence  .
Bu duyguya kapılmamın nedeni oğlumdur.

Dün kitabı eline alıp inceledi. Kapağını çok beğendi. Fazla kalın bir kitap olmadığı için okumak istedi, sayfaları karıştırdıktan sonra;
-" Sen bu kitabı sakla ben büyüyünce okurum anne " dedi.

Bu da oğlumun dünkü damardan giren cümlesiydi :)

Neyse konuyu uzatmayayım Bizim Büyük Çaresizliğimiz ve yazarın tüm kitapları gerçekten kitaplığımızda bulunmalı, okunmalı ...

11 Mart 2012 Pazar

BEŞ SEVİM APARTMANI

"Cinlerle" alışılmadık bir yolculuğa çıkmaya var mısınız?

Yok beni hiç ilgilendirmez cin peri hikayeleri diyorsanız sıkı durun, çünkü sözünü ettiğim kitap bu cin - peri hikayelerine farklı bir boyuttan bakıyor !!!!

Okurken  romana adını veren Beş Sevim Apartmanı'nın adının anlamını merak ediyorsunuz önce. Yazar usta kurgusuyla ilerleyen sayfalarda bu adın anlamını okura açıklıyor. Beş Sevim Apartmanı'nın isminin hüzünlü hikayesini okuduktan sonra, apartman sakinlerinin hikayelerini okuyarak, şaşırarak ilerliyorsunuz sayfalarda.

Sayfalar ilerledikçe apartman sakinlerinin gerçek hikayelerini okuyup bu sefer de şaşkınlığınız yerini düşünmeye bırakıyor.  Apartman sahibi psikiyatr Samimi Bey'in günlüğü de romana farklı bir boyut kazandırıyor.

Beş Sevim Apartmanı Mine Söğüt'ün ilk romanı.
Mine Söğüt  kitapları  sessiz sessiz giriyor kitaplıklarımıza.
Tam da benim sevdiğim gibi. Kulaktan kulağa tavsiye ile. Reklamdan abartıdan uzak.
Beş Sevim Apartmanı inceliklerle kurgulanmış, incecik ama derinlikli bir roman. Derinlikli çünkü, cin -  peri hikayelerinin geri planında anneleri ya da babaları tarafından harcanmış çocukların hikayelerini anlatıyor.

Halen Mine Söğüt'ü tanımayan, kitaplarından haberdar olmayanlara özellikle tavisye ederim.