Blog Listem
26 Eylül 2014 Cuma
KİTAP FRENİ
Eylül tüm güzelliği ve naifliği ile geçip gidiyor ve yerini deli dolu ekime bırakmaya hazırlanıyor.
Eylül ayında çok fazla kitap okuyamadım. Ağustos ve temmuzun tatil havasında, tam da tatile yakışan kitaplar okuyan ben; eylül ayını tek bir kitaba ayırdım.
Bunu özellikle yaptım.
Fark ettim ki okuma konusunda kendi gölgemi geride bırakmışım.
Bir aya yaklaşık on beş kitap sığdırmışım.
Gözlerim özellikle çok isyan etti bu okuma hızına eminim. Belki bu bir çift göz benim bedenime ait olmaktan hoşnut değildir; bunu bilemeyiz :)
Şaka bir yana, sabahları uyandığımda ağrıyan ve kızaran gözlerim bana biraz sinyal verdi. Bu yüzden acelem yok bu günlerde...
Kitaplığımda duran Mavi Karanlık'ı okumaya başladım.
Mavi Karanlık en sevdiğim Vedat Türkali romanlarındandır.
Bir dönem romanı olması, iki aşk arasında kalan Nergis'i anlatması ama en çok Ege'de Gökova, Yalı kavak, Gümüşlük, Torba, Turgut Reis'te geçmesidir okuma nedenim.
Konu Vedat Türkali olduğunda istesem de seri okuma yapamıyorum. Çünkü kitabın bir yerinde çok sıradan bir cümle gibi geçen her hangi bir cümle aslında hayata dair önemli bir şeyler anlatabiliyor.
" Dinleyen olsun olmasın, doğruyu kendine söyler insan " gibi ya da
" Düşündüğünü söylemekten korkmaya başladı mı kişi, düşünmekten de korkmaya başlar ."
Bu günlerde böyleyim işte. Kitap hızımın frenine basmış durumdayım.
Bakalım bu süreç ne kadar devam edecek ? Yaşayıp, görelim ...
20 Ağustos 2014 Çarşamba
BAĞDAT CADDESİ GÜZELİ
İçinden İstanbul geçen bütün kitapları çok severim.
Her ne kadar artık İstanbul'da yaşamasam da; doğup büyüdüğüm şehre vefa borcumu belki de böyle ödüyorum ve özlem gideriyorum kendimce ...
Bağdat Caddesi deyince aklıma Kadıköy gelir. E doğma büyüme Kadıköylü olunca Bağdat Caddesi de ayrılmaz bir parçası oluveriyor insanın.
Kitap raflarında BAĞDAT CADDESİ GÜZELİ diye bir kitap görünce, açıkçası ne kapağına ne konusuna bakmadan satın aldım. Nasıl olsa okurum ben bunu dedim. Ne de olsa içinden İstanbul geçiyordu.
BAĞDAT CADDESİ GÜZELİ bir ilk roman.Yazarı Ender Aksu. Ciddi, travmatik bir aldatılma hikayesi. Üstelik yaşanmış bir hikaye. Yazar eşinin ihanetiyle evliliğini bitirmiş. Tabii uzun süren ve ihanetle sonlanan evlilikten sonra bir kadının ne yaşaması gerekiyorsa o da fazlasıyla yaşamış ve sonunda bu kitap çıkmış ortaya.
Bence ilk roman olmasına rağmen başarılı bir çalışma olmuş. Kolay ve su gibi akıp giden bir roman ben bir günde okuyup bitirdim. Bu günlerde böyle su gibi akan kitaplar okumak istiyorum. Yazın sıcağı başka türlü çekilmiyor çünkü.
Şimdi elimde Kocan kadar Konuş var. O da bir sonraki yazımın konusu olsun.
Siz de sıcaktan bunalmışsanız ve çözümü kitap okumakta buluyorsanız; ya da sıcağa rağmen okumaktan vaz geçemiyorsanız; Bağdat Caddesi Güzeli hoş bir alternatif olabilir ...
11 Ağustos 2014 Pazartesi
ÇILGIN VE ÖZGÜR
Bazı insanlar içinde bulundukları dönemin çok daha üzerinde birikime sahiptirler.Onların dünyaya farklı bir donanımla geldiklerine inanmışımdır hep.
Yaşadıkları toplum onları ya gizliden gizliye benimser, ya da dışlar.
Paylarına düşen, hayatlarını ayrık otu gibi sürdürmektir bu insanların.
Şanssızlıkları ya da belki de şansları, ölümlerinden sonra daha iyi anlaşılmalarıdır. Her ne olursa olsun; bu dünyadan geçerken iz bırakabilmek önemlidir çünkü.
Çılgın ve Özgür Hıfzı Topuz'un akıcı kalemiyle bize böyle birini; Neyzen Tevfik'in hayatını anlatıyor.
Hayata boş veren, parayı hiçe sayan, üflediği ney ile kazandığı paraları fakirlere harcayan, padişaha kafa tutan,şair, aşık olup aşklarını dibine kadar yaşayan ve aşkından vazgeçmeyi de bilen bir adamdır Neyzen.
Hayatını okumak meraklısına iyi gelecek.
Neyzen Tevfik hakkında pek çok şey bilsem de Çılgın ve Özgür'ü çok sevdim. Bu yaz okuduğum güzel kitapların arasında çoktan yerini aldı .
30 Temmuz 2014 Çarşamba
PALA HAYRİYE
Bazı kitapları okuyup bitirdikten sonra yazarıyla ayın dönemde yaşıyor olmaktan gurur duyarım.
Hele yazar benim için yeniyse bu gurur daha da artar. Kitap bitince hemen yazarın başka kitapları olup olmadığını araştırır ve mutlaka hepsini edinir, sırası geldikçe okurum.
Pala Hayriye de böyle oldu.
İnternetteki araştırmalarımdan aslında Pala Hayriye'nin devam kitabı olduğunu öğrenmiştim.
Bitirgen adlı romanın devamı idi Pala Hayriye.
Sabırsız ruhum Bitirgen'i almayı, okumayı bekleyemedi; zira bir önceki kitap siparişimde Pala Hayriye aylar öncesinde gelip kitaplığımın baş köşesine yerleşmişti.
Üstelik yeni ameliyat olmuştum; evde dinlenmem gerekliydi, henüz okumadığım kitapları sıraya koyarak okumalıydım. Ben de önce Deli Duman'ı okudum ve hemen ardından Pala Hayriye'ye başladım.
Pek de iyi yaptım.
Pala Hayriye Deli Duman'dan sonra bana pek iyi geldi.
Kurgu zaten şahaneydi, akıcı dili, gülerken düşündüren cümleleri ile Pala Hayriye, kitaplığımın baş köşesinden çıkıp, yüreğimin baş köşesine çoktan yerleşmişti bile.
Yazımın başında, beğendiğim kitapların yazarları ile aynı dönemde yaşıyor olmaktan söz etmiştim ya; bu gerçekten şans bence. Kitabın Yazarı Figen Şakacı daha çok yazsın, biz onun kitaplarının yolunu gözleyelim, daha çok okuyalım.
Pala Hayriye'nin konusunu anlatmıyorum ancak naçizane bir önerim olacak; siz benim yaptığımı yapmayın; fırsatınız varsa önce Bitirgen'i okuyun ve ardından Pala Hayriye'yi .
Bu neşeli, hayatla dalga geçen, asi kadını daha çok tanıyıp, daha çok seveceksiniz.
13 Temmuz 2014 Pazar
DELİ DUMAN
ERKEN KAYBEDENLER beni onunla tanıştıran romandır.
Kendine özel bir dili vardır ve o dil çok akıcıdır, okumaya doyamazsınız.
BEHZAT Ç.' yi hiç anlatmayayım, hepimiz çok iyi biliyoruz.
DELİ DUMAN kitap raflarında yerini alınca, romanlarıyla çoktan " benim yazarım " olmuş, Emrah Serbes'in yeni romanını da tereddütsüz edindim.
***
Çağlar İyice, Kıyıdere İlçesi'nde yaşayan, günümüzün tipik belediye başkanlarından birinin yeğeni, MİKROP lakaplı Cengiz'in en yakın arkadaşı, kendi gözünden güzeller güzeli olduğuna inanan, son derece yetenekli !!! dokuz yaşındaki Çiğdem'in "ağbisi" dir.
Daha o yaşta çok kısa olacağını düşündüğü için " on beş tatilde " Yüzyıllık Yalnızlık" ı okumayı " Yüzyıllık Yalnızlık neymiş allah aşkına; asırlardır yalnızız biz " diyerek reddeden, tatilde Karamazov Kardeşler'i okumayı tercih eden bir yeni nesil gençtir.
Herşey, Çağlar'ın kardeşini yetenek yarışmasına sokmasıyla ve çok yetenekli kardeşinin bu yarışmanın seçmelerinden elenmesiyle başlar. Çağlar'a göre kardeşi Çiğdem elenmemelidir. Çünkü onca aday arasından Michael Jackson'un Moon Walk yürüyüşünü en iyi yapan odur. Fakat yetenekten habersiz jüri güzelim kardeşini elemiştir !!!
Çağlar'ın kız kardeşi Çiğdem için yapamayacağı hiç bir şey yoktur ve fakat jüri bunu bilmemektedir.
Çağlar'ın kardeşi için yaptıkları, onları en sonunda Gezi Olayları'nın orta yerine bırakıverir.
Deli duman bir yarış kazanma öyküsü değil; küçük bir kızın kalbini onarma öyküsüdür bence.
Deli Duman'ı okuyun derim.
Yaz kitaplarımın içinde en iyilerin arasına çoktan girdi bile ...
Blog Not : Gezi Olayları'nın yakın takipçisi hatta, eylemlerin orta yerinde yer alan Emrah Serbes'ten gezi ile ilgili bir roman beklentim vardı. Deli Duman beklentilerimi fazlasıyla karşıladı. Yazarın emeğine, kalemine sağlık ...
4 Temmuz 2014 Cuma
OKUMA ÖNERİLERİ
Yaz gelince okuma hızım artar. Birbiri ardına kitaplar okurum. Tatil, tembellik, rehavet eklenince daha çok okurum. Bu arada yanlış anlaşılmasın; kitap okumak için vaktim yok diyenlerden olmadım hiç .Okumak için hep vaktim vardır benim. Tatillerde sadece sayı artıyor hepsi bu :)
Bu yazımda tatile girdiğimden beri okuduklarımdansöz edeceğim :
1- TANRININ FORMÜLÜ : Konu ilginç geldi önce.
Daha doğrusu İsrail'in ilk başbakanı ve Albert Einstein'ın konuşmaları ilgimi çekti.
İsrail kurulduğunda; ilk başbakan Albert Einstein'dan ülkesine nükleer silah yapmasını istemiş. Bunun kurgu haline gelişiyle başlıyor roman.
Kitabın içine girince bir maceranın da içinde buldum kendimi.
Tarih profesörü ve aynı zamanda kriptolog olan Thomas, İranlı Ariana'nın kendisinden gizli bir el yazmasını deşifre etmesini istemesiyle, ummadığı bir maceranın izine düşüyor.
Kuantum Fiziği, izafiyet teorisi ve bunun gibi bir çok fizik kuramı ile evrenin ve tanrının kökenine inen, hayatı sorgulayan bir romanın içinde buldum kendimi. Macera sevenler için hoş bir kitap olduğunu düşünüyorum. İçindeki fizik formülleri okuru hiç yormuyor bu arada.
2- AŞK UYKUSU : Aşk içinde uyumak nasıl olmalı diye merak ettim önce. Aslında itiraf edeyim; içinde aşk barındıran son dönem romanlarına pek sıcak bakmıyorum. Fakat bu roman ilginç geldi bana.aşkın aslında bir hastalık olup olmadığını sorgulattı. Bir kadın bir adamı, ya da bir adam bir kadını ihanete, yalana, her türlü sahteliğe rağmen sevmeye devam eder mi? Bu mudur aşk ? Yeni bir hayata başlayamama cesaretsizliği yüzünden insanlar aşkın arkasına mı sığınır? Bu soruları sordum kendime okurken ....
3- ZÜRAFANIN GÖZ YAŞLARI : Alexander Mc Call Smith'i İskoçya Sokağı 44 Numara adlı seri kitapları ile tanıdım. Yazarın dilinin akıcılığına hayran kaldım, kısa sürede 44 Numara sakinleri komşularım gibi oldular. Zürafanın Gözyaşları aynı yazarın dedektiflik serisinin ikinci kitabı. Bir Numaraları Kadınlar Dedektif Bürosu'nun maceraları burada da devam ediyor. Okurken çok eğlendim. Şahane bir tatil kitabı olabilir.
4- BİR KADININ PENCERESİNDEN : Oktay Rifat şiirlerine hayran olduğum bir edebiyat ustasıdır.
Bir kadının Penceresi'nden, şairin yazdığı şahane bir roman. 1975 yılının "gelişmekte olan Türkiyesinde" geçiyor. Filiz ve Selim'in yasak aşkını anlatıyor. Baştan kaybetmiş ve kaybetmeye zorlanmış insanların romanı. Geri planda yetmişli yıllardaki Türkiye'yi de anlattığı için, çok severek okuduğum bir kitap oldu...

Bu yazımda tatile girdiğimden beri okuduklarımdansöz edeceğim :
1- TANRININ FORMÜLÜ : Konu ilginç geldi önce.
Daha doğrusu İsrail'in ilk başbakanı ve Albert Einstein'ın konuşmaları ilgimi çekti.
İsrail kurulduğunda; ilk başbakan Albert Einstein'dan ülkesine nükleer silah yapmasını istemiş. Bunun kurgu haline gelişiyle başlıyor roman.
Kitabın içine girince bir maceranın da içinde buldum kendimi.
Tarih profesörü ve aynı zamanda kriptolog olan Thomas, İranlı Ariana'nın kendisinden gizli bir el yazmasını deşifre etmesini istemesiyle, ummadığı bir maceranın izine düşüyor.
Kuantum Fiziği, izafiyet teorisi ve bunun gibi bir çok fizik kuramı ile evrenin ve tanrının kökenine inen, hayatı sorgulayan bir romanın içinde buldum kendimi. Macera sevenler için hoş bir kitap olduğunu düşünüyorum. İçindeki fizik formülleri okuru hiç yormuyor bu arada.
2- AŞK UYKUSU : Aşk içinde uyumak nasıl olmalı diye merak ettim önce. Aslında itiraf edeyim; içinde aşk barındıran son dönem romanlarına pek sıcak bakmıyorum. Fakat bu roman ilginç geldi bana.aşkın aslında bir hastalık olup olmadığını sorgulattı. Bir kadın bir adamı, ya da bir adam bir kadını ihanete, yalana, her türlü sahteliğe rağmen sevmeye devam eder mi? Bu mudur aşk ? Yeni bir hayata başlayamama cesaretsizliği yüzünden insanlar aşkın arkasına mı sığınır? Bu soruları sordum kendime okurken ....
3- ZÜRAFANIN GÖZ YAŞLARI : Alexander Mc Call Smith'i İskoçya Sokağı 44 Numara adlı seri kitapları ile tanıdım. Yazarın dilinin akıcılığına hayran kaldım, kısa sürede 44 Numara sakinleri komşularım gibi oldular. Zürafanın Gözyaşları aynı yazarın dedektiflik serisinin ikinci kitabı. Bir Numaraları Kadınlar Dedektif Bürosu'nun maceraları burada da devam ediyor. Okurken çok eğlendim. Şahane bir tatil kitabı olabilir.
4- BİR KADININ PENCERESİNDEN : Oktay Rifat şiirlerine hayran olduğum bir edebiyat ustasıdır.
Bir kadının Penceresi'nden, şairin yazdığı şahane bir roman. 1975 yılının "gelişmekte olan Türkiyesinde" geçiyor. Filiz ve Selim'in yasak aşkını anlatıyor. Baştan kaybetmiş ve kaybetmeye zorlanmış insanların romanı. Geri planda yetmişli yıllardaki Türkiye'yi de anlattığı için, çok severek okuduğum bir kitap oldu...

1 Haziran 2014 Pazar
YÜZ YILLIK YALNIZLIK
Bu ikinci kez oluyor.
Yıllar öne okuduğum bir kitabı yıllar sonra yeniden okumaktan söz ediyorum.
Son günlerde aklımda geçmişten kalan şu cümleler var; kimden duydum bilmiyorum : Klasikler bir ömür boyunca 3 kez okunmalı, gençlikte, orta yaşta ve yaşlılıkta. Yaşlılık için bir taahhüdüm yok elbet ama bu cümleyi uyguladığım ikinci kitap Yüz Yıllık Yalnızlık oldu.
Yüz Yıllık Yalnızlık yirmili yaşlarımın içinde okuduğum bir kitaptı. Beni Marquez'le tanıştıran muhteşem bir romandı. Roman bana hediye edilmişti ve hediye eden kişi bunu yıllar sonra bir kere daha okuyacağımı söylemişti. Bu hediye edişin bende hazin bir hikayesi vardır, bu yüzden tekrar okumayı hep erteledim.
Geçtiğim ay Marquez de bu dünyadan gidince Yüz Yıllık Yalnızlığı bir kere daha okumaya karar verdim ...
ve çok iyi yaptığımı düşünüyorum. O zamanlar gözümden kaçan pak çok ayrıntıyı bu ikinci okuyuşumda yaşıyorum. zira ...
Kitap için fazla detaya girmeyeceğim; okur tarafından yeterince tanındığına inanıyorum. Bir de uyarı yapmak istiyorum; başlangıçta o kalabalık ve muhteşem ailenin isimleri birbirine karışabilir. Fakat ilerleyen sayfalarda hepsi yerli yerine oturuyor.
Sayfalarını çevirdikçe içinden kelebekler uçuşturan bir romandır benim için Yüzyıllık Yalnızlık .
Yirmili yaşlarımda da, kırklı yaşlarımda da değişmez yegane fikrim budur.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)








