Blog Listem
26 Aralık 2014 Cuma
RENKSİZ TSUKURU TAZAKİ'NİN HAC YILLARI ve MURAKAMİ HAKKINDA
9 Aralık 2014 Salı
KEMAL HADİ GEL, Bİ KAHVE İÇELİM
Onun filmleriyle tanıştığım yaşımı hatırlamıyorum. Hababam Sınıfı zamanları olmalı.
Hatırladığım ise, sinema perdesinde onun yüzü görünmeye başladığında, salondaki herkesin gülmeye başlamasıydı.
Sonra birden giriverdi hayatlarımıza. Arka arkaya çevirdiği filmler, çok kanallı televizyonlara geçtikten sonra her kanalda onun filmleri. Neden bu kadar sevildi ? Bu sorunun cevabı çok basit aslında. Halktan biriydi O. Sokaktaki adamdı. Bunun doğal sonucu olarak, halk bağrına bastı sanatçısını.
Sonra ... Bir uçak seyahati bahanesi oldu. Daha uçağa binmeden gitti bu dünyadan. Oysa çok güzel bir film çekimi yapacaktı gitmeseydi. O dönemi hatırlıyorum; arka arkaya sevdiğimiz sanatçıların gittiği, yaprak dökümünün yaşandığı bir dönemdi. 2000'li yıllara en çok yakışacak olanlar, bu dünyada daha yapacak çok şeyleri olanlar ayrıldı bu dünyadan O'nun gibi ...
KEMAL HADİ GEL, Bİ KAHVE İÇELİM eşi Gül Sunal'ın kaleminden anlatıyor bize Kemal Sunal'ı. Okurken bir kere daha saygı duyuyor ve seviyorsunuz bu değerli sanatçıyı ... Aslında ikisi de kahve sevmezlermiş; aralarında bir söylemmiş bu kahve içelim cümlesi .
Okurken duygulandım ben. Geçmişe özlem duymaya çok müsait bir karakterim olduğundan hem 70'li, 80 'li yılları yaşadım yeniden ...
Kitap bittiğinde düşündüm de iyi ki geçmiş bu dünyadan Kemal Sunal, iyi ki ...
20 Kasım 2014 Perşembe
HANDAN
13 Kasım 2014 Perşembe
KAPI
Evet itiraf etmeliyim, kapıların ilgimi çektiği doğrudur.
Eski, yeni fark etmez benim için; kapıların ardında mutlaka bir yaşanmışlık vardır.
Fotoğraf merakıma çoğu kere kapı fotoğrafları da eşlik etmiştir.
Geçen yazımda - farkındayım çok ara verdim neredeyse bir ay olmuş yazmayalı - Magda Szabo 'dan ve kitaplarından söz etmiştim. Macar Edebiyatı' nın önemli yazarlarından biri olduğunu ve benim ne yazık ki böyle bir yazarın varlığından geç haberim olduğunu yazmıştım. Yazarın sırasıyla bütün kitaplarını okudum ama ilk okumam gereken kitabını sona bıraktım.
İyi de yapmışım. Bana en çok keyif veren romanlarından bir tanesi oldu KAPI.
Değişik bir kurgusu var. Dili akıcı ve okurda özellikle EMERENC karakteri ciddi merak uyandırıyor.
Okurken hem satırların büyüsüne hem de Emerenc'in gizemli havasına kapılıp gitmek mümkün.
Çok anlatmayayım romanı. Bitirdikten sonra iyi ki okudum dediğim bir roman oldu Kapı. Bu arada meraklısı için bir de notum olacak; Kapı Macar yönetmen István Szabó tarafından 2012’de sinemaya uyarlanmış. Filmi de en kısa sürede izlemem gerektiğini düşünüyorum.
Şimdi biraz da Türk yazarlardan okumak istiyorum.
Yeni kitap tanıtımlarında buluşalım ve arayı uzatmayayım diliyorum :)
7 Kasım 2014 Cuma
MOSKOVA'DA YANLIŞ ANLAMA VE İNCE KİTAP OKUMA KEYFİ
İnce kitaplar bence daha derinliklidir.
Bir çırpıda okunacak gibi görünse de aksi olur çoğu zaman . Hemen bitmez ve hatta bittikten sonra da üzerinde uzun uzun düşünmemize neden olur.
Moskova'da Yanlış Anlama benim için böyle bir kitap oldu.
Yaşam öyküsünü sevdiğim yazar Simone de Bevoir'e ait bir uzun hikaye Moskova'da Yanlış Anlama.
Evliliklerinin üzerinden yıllar geçmiş. bir çiftin Nicole ve Andre'nin hikayesi.
Ben roman diyemedim; olsa olsa bir novella olabilir o tadı alarak okudum.
Yaşlılık başlangıcı, gençliğe veda, kendinle, geçmişle, ilişkilerle hesaplaşma üzerine kurulu bir konusu var. Altmışlı yılların değişim rüzgarlarının da etkisinde kalmış bir hikaye.
Bir dizi yanlış anlama sonucunda birbirini tekrar bulmayı başarabilmiş bir çiftin öyküsü.
Yazarın da dediği gibi belki de çiftler arasında yanlış anlamanın en büyük nedeni kelimeleri kullanmasını bilmemek.
5 Ekim 2014 Pazar
YAVRU CEYLAN
Yıllar önce; çok da uzun yıllar değil, 2009 falan olmalı.
BLOG NOT : Yukarıdaki çiçek mi?
Geçen gün yürüyüş yaparken rastladım. Görünümü şahaneydi.
Bayram süsü olsun sayfamın :)
26 Eylül 2014 Cuma
KİTAP FRENİ
Eylül tüm güzelliği ve naifliği ile geçip gidiyor ve yerini deli dolu ekime bırakmaya hazırlanıyor.
Eylül ayında çok fazla kitap okuyamadım. Ağustos ve temmuzun tatil havasında, tam da tatile yakışan kitaplar okuyan ben; eylül ayını tek bir kitaba ayırdım.
Bunu özellikle yaptım.
Fark ettim ki okuma konusunda kendi gölgemi geride bırakmışım.
Bir aya yaklaşık on beş kitap sığdırmışım.
Gözlerim özellikle çok isyan etti bu okuma hızına eminim. Belki bu bir çift göz benim bedenime ait olmaktan hoşnut değildir; bunu bilemeyiz :)
Şaka bir yana, sabahları uyandığımda ağrıyan ve kızaran gözlerim bana biraz sinyal verdi. Bu yüzden acelem yok bu günlerde...
Kitaplığımda duran Mavi Karanlık'ı okumaya başladım.
Mavi Karanlık en sevdiğim Vedat Türkali romanlarındandır.
Bir dönem romanı olması, iki aşk arasında kalan Nergis'i anlatması ama en çok Ege'de Gökova, Yalı kavak, Gümüşlük, Torba, Turgut Reis'te geçmesidir okuma nedenim.
Konu Vedat Türkali olduğunda istesem de seri okuma yapamıyorum. Çünkü kitabın bir yerinde çok sıradan bir cümle gibi geçen her hangi bir cümle aslında hayata dair önemli bir şeyler anlatabiliyor.
" Dinleyen olsun olmasın, doğruyu kendine söyler insan " gibi ya da
" Düşündüğünü söylemekten korkmaya başladı mı kişi, düşünmekten de korkmaya başlar ."
Bu günlerde böyleyim işte. Kitap hızımın frenine basmış durumdayım.
Bakalım bu süreç ne kadar devam edecek ? Yaşayıp, görelim ...






