Blog Listem

11 Mart 2012 Pazar

BEŞ SEVİM APARTMANI

"Cinlerle" alışılmadık bir yolculuğa çıkmaya var mısınız?

Yok beni hiç ilgilendirmez cin peri hikayeleri diyorsanız sıkı durun, çünkü sözünü ettiğim kitap bu cin - peri hikayelerine farklı bir boyuttan bakıyor !!!!

Okurken  romana adını veren Beş Sevim Apartmanı'nın adının anlamını merak ediyorsunuz önce. Yazar usta kurgusuyla ilerleyen sayfalarda bu adın anlamını okura açıklıyor. Beş Sevim Apartmanı'nın isminin hüzünlü hikayesini okuduktan sonra, apartman sakinlerinin hikayelerini okuyarak, şaşırarak ilerliyorsunuz sayfalarda.

Sayfalar ilerledikçe apartman sakinlerinin gerçek hikayelerini okuyup bu sefer de şaşkınlığınız yerini düşünmeye bırakıyor.  Apartman sahibi psikiyatr Samimi Bey'in günlüğü de romana farklı bir boyut kazandırıyor.

Beş Sevim Apartmanı Mine Söğüt'ün ilk romanı.
Mine Söğüt  kitapları  sessiz sessiz giriyor kitaplıklarımıza.
Tam da benim sevdiğim gibi. Kulaktan kulağa tavsiye ile. Reklamdan abartıdan uzak.
Beş Sevim Apartmanı inceliklerle kurgulanmış, incecik ama derinlikli bir roman. Derinlikli çünkü, cin -  peri hikayelerinin geri planında anneleri ya da babaları tarafından harcanmış çocukların hikayelerini anlatıyor.

Halen Mine Söğüt'ü tanımayan, kitaplarından haberdar olmayanlara özellikle tavisye ederim.

28 Şubat 2012 Salı

RUS KIŞI


Tüyap Kitap Fuarı'ndan aldığım kitapları okumaya başladım.
Okumak için önce Rus Kışı'nı tercih ettim, malum Sibirya soğukları ayağımıza kadar geldi bu yıl. İstanbul'a bile yıllardır hiç yağmadığı kadar kar yağdı.
Antalya  dün gece yarısı yağan dolu ve bütün gün yağan karla karışık yağmurla kıştan nasibini aldı. Bu durumda Rus Kışı'nın mevsimine uygun bir zaman diliminde okumam gerektiğini düşünerek önce bu romandan başladım.

Daphne Kalotay kitabın yazarı. Rus Kışı yazarın ilk romanı  Kitabı yazmadan önce çok araştırma yapmış yazar. Zaten bundan son sayfalarda da söz etmiş. Romana emek verilmiş çok belli .

Bolşoy Balesi'nin ünlü balerinlerinden Nina Revskaya'nın hayatını anlatan roman aslında Rusya'dan mecburi bir kaçışın öyküsünü anlatıyor.

Geçmiş ve şimdiki zaman arasında gidip gelen romanı okurken Nina'ya ait mücevherler okurun gözünü alıyor. Bunların içinden bir mücevher Nina'nın sırrını hayatının son anlarına kadar saklayamamasına neden oluyor.
Ben kitabın kapağına vuruldum önce. Zarif bir boyuna tersten asılı amber kolye çok ilgimi çekti. Kitabı henüz bitirmedim, sonlarına yaklaştım. İlginç konusu hoşuma gitti.
Soğuk kış günlerinde okuması zevkli oluyor, benden söylemesi :))

10 Şubat 2012 Cuma

KİNYAS VE KAYRA


Ne Hakan Günday'ı tanırdım, ne de romanlarını.

Sürekli alış veriş yaptığım kitapçıda gözüme çarpan bir kitaptı  Kinyas ve Kayra. Adı ve kapağı çok itici gelirdi, elime alıp incelemezdim bile.

Kitap önerilerine çok güvendiğim kitapçım bir gün bana neden Hakan Günday'ı okumadığımı sordu. Ben de nedenlerimi saydım kısaca. Yanıldığımı söyledi. Hakan Günday'ın gelecek vaad eden yazarlardan biri  olduğunu, henüz çok genç olduğunu Kinyas ve Kayra'nın yazarın önemli romanlarından biri olduğunu söyledi. O sırada yazarın yeni roman AZ da piyasaya  çıkmıştı.

Merak ettim haliyle. Önce ama istemeyerek Kinyas  ve Kayra'yı aldım. Mevsim yaz başıydı. Sıcaklar henüz başlamamıştı ve ben şaşırarak, şoka girerek, kitabın içndeki her bir cümlenin altını çizerek romanı okudum.
Hemen ardından AZ'ı okudum. İki romanı okuyup bitirdikten sonra yazarı tanımak istedim. Merak ettim. Hayata bakış açısı, kelimelerle kurduğu dünya çok farklıydı.

Hakan Günday romanlarında, her zaman yürüdüğümüz yolda, kaçırdığımız ayrıntıları bize gösteriyor adeta. Her zaman yürüdüğümüz için ayrıntıyı nasıl da gözden kaçırdığımızı okurun yüzüne çarpıyor.
Şimdi sırada yazarın  Ziyan ve Azil adlı kitapları var. Bunun için büyük bir özlemle
 I. Antalya Tüyap Kitap Fuarı'nı bekliyorum.
Fırsat bulabilirsem yazarla tanışıp, kitaplarını imzalatmak için ...

-------------------------

** " Dünyayı küçük gördüğü için kendini büyük sanıyordu. Tabii büyük bir göz yanılması söz konusuydu. eğer dünya bu kadar küçük olsaydı, kaybolmamak için bu kadar uğraşır mıydı sokaklarında ?"

**" Hayat, ölene kadar hissedilen zevklerden acılar çıkarıldığı zaman geriye kalandır. Hayat = Zevk - Acı. Sonuç pozitifse yaşamışsındır hayatı, negatifse ölmüşsündür doğduğun gün ."

** İçi ne kadar doldurulursa doldurulsun yine de hafiftir hayat, çünkü altı deliktir, delikse ölümdür.

** Kitaptan sevdiğim cümleler ...

30 Ocak 2012 Pazartesi

KIŞ GÜNLÜĞÜ, PAUL AUSTER VE BEN !!

 Paul Auster, benim yazarım.
Okumaktan keyif alırım yazdıklarını.
Okurken şaşırmayı sevdiğim, kitaplarının sonunda, işte yazarlık böyle bir şey olmalı dediğim yazarlardandır.

Bir de Paul Auster romanlarını nedense kışın okumayı severim; - böyle de bir sınıflandırmam vardır, yaz kitabı, kış kitabı diye; ayrı bir yazı konusu bu da. -

Geçen kış, son romanı Görünmeyen'i okumuştum, kitabın kapağını hiç beğenmemiştim ama roman çok ilgimi çekmişti.
Hemen ardından yeni romanı Sunset Park çıkmıştı, kitaba sıra gelmedi çünkü kış geçmiş,  bahar gelmişti:)))

Yeni yıla girdiğimizde elime Sunset Park'ı aldım. Güzel bir roman o da.
Sonra bir baktım ki Can Yayınları, Paul Auster kitaplarında bir ilki gerçekleştirerek, yazarın yeni kitabı Kış Günlüğü'nü Amerika ve Avrupa'dan önce yeni yılın ilk günlerinde yayınlamış.

Evde bir Paul Auster Külliyatı bulunduğundan ben de kitabı hemen aldım tabii.

Biraz karıştırdım yeni kitabı.

Yazar 3. şahsın ağzından kendi hayatını anlatıyor.
Biraz karıştırdığımda bir de ne göreyim ? 47. sayfaya gelmişim.

Şimdi elimden bırakmadan okuyorum yazarın hayatını, kimi bölümlerde eğlenerek, kimi bölümlerde hüzünlenerek ve yine diyorum ki; yazarlık böyle bir şey olmalı.


22 Ocak 2012 Pazar

BİR ÇİFT AYAKKABI

*** " Edebiyat sınavlarının beylik sorusudur : Şair burada ne demek istemiş?
İşin aslını ararsanız, tarih boyunca hiç bir şair, yazdığı  şiirlerde ne demek istediğini kendi de bilmemiştir.  Şiirde anlam aramak, evin duvarlarına renk beğenmek için bir resim sergisi gezmekten farkszıdır. Çünkü, şiirde anlam arayanlarla duvar örüp ufku daraltanlar aynı sığ suların balıklarıdır ... "
...
 Örneğin  " Türkiye neden bu hallere düştü ? " sorusunun yanıtını vermek için kurban edilen bir şiir vardır :
Orda bir köy var uzakta,
O köy bizim köyümüzdür
Gezmesek de, tozmasak da o köy bizim köyümüzdür.

Şiirden anlam çıkarılarak varılan siyasi sonuç şudur :  " Ülkenin köylerine, kırsalına öyle uzaktan bakarsan, gidip ilgilenmezsen olacağı budur zaten  !!!

" Bir çift ayakkabı " sizin için ne ifade eder ?

Benim için yeniliktir, güzelliktir mesela ...

Sunay Akın'ın kaleminde Bir Çift Ayakkabı  daha özel bir anlam taşıyor.
2012' de  ilk okuduğum kitap  oldu Bir Çift Ayakkabı.
Benim gibi Sunay Akın seven okurların   mutlaka kitaplıklarında bulunması gereken bir kitap.

Fazla söze gerek yok bence, bir kitap zaten yukarıdaki paragrafla  başlarsa mutlaka kendini okutur ...

*** kitaptan

5 Ocak 2012 Perşembe

BİR YUMAK MUTLULUK

Bazı kitapları sırf kapakları için almışlığım vardır.

Çok sık olmaz bu. Ama eğer kitaba bakar bakmaz kapak beni etkilemişse, başka hiç bir şeye bakmadan alıveririm kitabı.

Küçük Mucizeler Dükkanı'nı almam da böyle oldu.

Kitabın kapağına baktığımda ilk gördüğüm huzur oldu.

Kırmızı kapı, kapının önündeki kedi, beyaz panjurlu pencere ve pencerenin pervazındaki çiçekler.
Kapının kenarında saksılara yerleştirilmiş çiçekler, çiçekleri sulamak için bekleyen suluk ve minik fidan, bana huzuru hatırlattı.

Kitabı okumaya başladığımda daha da çok sevdim.
Hayattan umduğunu bulamamış dört kadının bir örgü dükkanında kesişen hikayeleriydi okuduklarım.

Çok becerikli olmasam da örgüye hiç dayanamam.
Üstelik örgünün insanı rahatlatıcı özelliği olduğuna da inanırım.
Bu yüzden kitabı çok sevdim. Bir solukta okudum. Zaten okuru yoran bir roman değil, özellikle bu yüzden tavsiye ederim.



Az önce eve gelirken, sürekli alışveriş yaptığım kitapçımda kitabın devamı olan " Bir Yumak Mutluluk " u görünce de dayanamadım aldım.

Şimdi sıra  kitap okuma mutluluğunu yumaklar içinde aramakta ...

29 Aralık 2011 Perşembe

KALPTEN PARÇALAR

Hamdi Koç'un eski ama okumadığım romanlarından biriydi Kalpten Parçalar . İstanbul' a gittiğimde yaptığımız mini blog buluşmasında Lale'ciğim hediye etmişti.
Antalya'ya döner dönmez okudum romanı.

Konu hepimizin bildiği konu aslında. Aşktan evliliğe doğru giden yolda aşkın nasıl tüketildiğini kısacık bir romana sığdırmış Hamdi Koç.
Kitap bitince şunu düşündüm; " Aşk bu mudur yani? Bu kadar çabuk tüketilecekse neden başımıza taç yapıyoruz ki aşkı?"

Roman kahramanları Talat ve Meltem  de bence bulamamışlar bu sorunun cevabını.

Kitapta altını çizdiğim şu cümleler bu sorunun cevabını verebilir mi?
" Başlangıçta her şey biraz daha kolay olacak gibi gelmişti. Olmaması için bir neden yoktu, çünkü birbirlerini her şeyden çok istiyorlardı . "

***
" Aşkın doğası böyleydi; ne şekilde olursa olsun, aşk insanı yalnızlığa davet ediyordu ."

***
" Sevgi bir gün, eğer o gün gelirse, şefkatin insanı götüreceği yerdir ."
***

" Birini mutlu etmek, kendimizi mutlu etmenin anahtarı olabilir . "

Ben okurken keyif aldım, henüz okumamış olanlar için önermek istedim. Okuyanların da fikrini almak isterim elbette :)